Misafirin diğer misafiri sevip sevmemesi önemsizdir. Ev sahibi de sevmiyor olsaydı çağırmazdı zaten...
"Misafir misafiri sevmez, ev sahibi hiçbirisini..." sözünün ilk bölümü Suriyeli mültecilere vatandaşlık konusu gündeme geldiğinden beri gündemde ne yazık ki. Suriyeli mültecilerden durumu uygun olanlara vatandaşlık verilmesi fikrine karşı çıkanların çoğunluğunun köken olarak kendileri de misafir sayılabileceklerden olması dikkat çekiyor çünkü.
İstanbul'un yaklaşık 15 milyona varan nüfusunun ne kadarı İstanbullu'dur, bilinmez. İstanbullu olunması için bu şehirde ne kadar yaşanması gerektiği de... Sadece İstanbul için değil, İzmir, Ankara, Bursa, Samsun, Trabzon, Diyarbakır, Van... bütün şehirlerde yaşayan insanımız için geçerli bir durum bu.
Osmanlı imparatorluğunun bakiyesi olarak kurulan Türkiye sınırları içerisinde yaşayan insanların büyük bir bölümünün kökenleri konusu da karmaşık bir konudur. Ailenin ataları Balkanlardan gelmiştir ama oraya da vaktiyle Konya'dan ya da Karaman'dan gitmişlerdir söz gelimi.
Yine köken olarak Karadenizli olduğunu söyleyen birçok aile, aslında vaktiyle Kafkasya'dan gelmişler, sonrasında batı illerimize göç etmişlerdir.
Osmanlı'nın fetihleri sırasında genişleyen topraklara doğru gerçekleşen göçler, devletin zayıflamaya başlaması ile birlikte Anadolu'ya yönelmiştir, malum.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşanan Mübadele sırasında da Anadolu'daki gayrimüslimler dışarı gönderilirken, dışarıdaki Müslümanlar da akın akın Anadolu'ya doğru gelmişlerdi.
Ev sahibi ne diyor...
Nüfusunun ağırlıklı bir bölümü göçlerle oluşmuş bir ülkede yaşıyoruz. Dolayısıyla, yerlilik konusu ciddi şekilde tartışmalı bir husus iken, birilerinin ortaya çıkıp Suriyelilere vatandaşlık konusuna karşı çıkmaları, garip bir durum. Tabii ülkemizde bulunan Suriyelilerden bazılarının vatandaş olmasına karşı çıkanların, bu işi Cumhurbaşkanımız ve iktidara olan karşıtlıkları sebebiyle gündeme getiriyor olmaları daha da garip...
Hemen tamamı misafirlerden oluşan Türkiye'de, birilerinin yeni misafirler konusunda aşırı hassasiyet göstermelerinin kıymeti olmasa gerek.
Bunların, aksi durumda tam tersini savunacaklarını biliyoruz çünkü.
Yani mesela Cumhurbaşkanımız 'Suriyelilere vatandaşlık mı, ne münasebet' demiş olsaydı, bunlar da 'Suriyelilerin hem de hepsine vatandaşlık verilmelidir' derlerdi mutlaka.
Misafirlerden bazılarının görüşleri böyle iken, ev sahibi Cumhurbaşkanımız ise Varşova dönüşü uçaktaki sohbetinde şunları söylüyordu:
"Bugün bir Türk, Almanya'ya gidiyor Alman vatandaşı oluyor da, Amerika'ya gidip Amerikan vatandaşı oluyor da, benzer durumlar bizim ülkemizde yaşayanlar için neden mümkün olmasın?..
Biz bu mültecileri yıllarca kamplarda barınmaya mı mahkum edeceğiz?
Yıllarca, boş buldukları apartmanların bodrum katlarına mı mahkum edeceğiz?..
Mesela bu insanların çoğu şu an kaçak çalıştırılıyor. Biz diyoruz ki tüm bunlara bir çözüm üretilmeli. Bu insanların içinde doktoru var, mühendisi var, avukatı var, sağlık elemanları, öğretmenleri var, bütün bunlardan ülkemiz istifade edebilir; bunlara vatandaşlık verilebilir..."