'BARIŞ ve huzur denildiğinde akla en son gelebilecek siyasi parti hangisidir?' şeklinde bir soru sorulacak olsa, insanımızın kahir ekseriyetinin vereceği cevap HDP olur herhalde. Eskiden olup bitenler bir kenara, Temmuz'dan beri yaşadıklarımız bunun böyle olduğunu gösteriyor. Bu parti, seçimde destek isteme amacıyla çeşitli adreslere mektup gönderiyor. Eş genel başkanların imzaları ile potansiyel seçmenlere gönderilen ve 'değerli yurttaşımız' hitabıyla başlayan mektup, içerik olarak makul mesajlar içeriyor. Mektubun giriş cümleleri şöyle: "Türkiye'nin dört bir yanında yaşayan
insanlarımız bugün her zamankinden daha çok barışa ve huzura ihtiyaç duyuyor. Biliyoruz ki, demokratikleşmenin, toplumsal adaletin ve sağlıklı ekonomik büyümenin olmazsa olmazı barış ve huzurdur." Buraya kadar mesele yok. Ancak
"Bizler, barışın ve huzurun egemen olması için tüm gücümüzle çalışmalarımızı sürdürüyoruz." şeklindeki üçüncü cümleyle birlikte işin rengi değişiyor. Terör örgütü ile bağlantıları düşünülünce;
HDP'nin barış ve huzur için ve hem de tüm gücüyle çalıştığı iddiasına kimsenin inanması beklenmez herhalde. Farklı düşünenler ve düşünmek mecburiyetinde kalanlar olsa da, 'Barış ve huzur' sözcükleri ile HDP'nin bir arada zikredilmesi, acı bir şaka gibi çünkü. AK Parti'nin şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde ve aslında büyük riskleri de göze alarak başlattığı
Barış Süreci'ne destek vermesi beklenirken, tam aksine en olumsuz tavırları takınan bir partinin, 'barış ve huzur'dan bahsetmesine kim inanır ki?.. Özellikle de Temmuz ortalarından beri yaşanılanlardan sonra...
BU BARIŞ, BİLDİĞİMİZ BARIŞ DEĞİL
Demokratik Açılım, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi, Çözüm Süreci ya da Barış Süreci adı altında sürdürülen bu faaliyetlerin ciddi aşamalardan geçtiği ve süreç boyunca dışarıdan ve içeriden çeşitli şekillerde provoke edilmeye çalışıldığı malum. Konunun içerideki en aktif tarafı olması gerekirken,
hep ikircikli davranan ve sürekli terör örgütü baronları tarafından yapılan açıklamalarla paralel bir tutum takınan HDP'lilerin bahsettikleri 'barış ve huzur'un, insanımızın bildiği barış ve huzurla bir alakası yok. HDP'liler hakikaten barış ve huzur istiyor ve hakikaten bunun için çalışıyor olsalardı, Türkiye şu anda çok değişik bir aşamada olurdu. Ama HDP'nin barış ve huzur girişimine sahip çıkmak yerine, izahı mümkün olmayacak bir şekilde doğrudan karşı tavır alması, ülkeyi Barış Süreci'nin rafa kaldırılıp kaldırılmadığı tartışmalarına getirdi. Alınan ciddi mesafeler de halkın HDP'ye rağmen sürece sahip çıkmasıyla alakalı. Bundan sonrası da belli ki yine doğrudan halkla beraber yürütülecek. Netice olarak;
teröre terör, terör örgütüne terör örgütü diyemeyen ve barış ve huzur için temel esas olan çatışmasızlık için de
devletin terör saldırılarına karşılık vermemesi dışında formül üretemeyen bir siyasi partinin 'barış ve huzur için çalışıyoruz' sözüne, kandırılmaya dünden hazır olanlar dışında, kim inanır?..