Mektubun çok önemli olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu'nun konuyla alakalı hükmü -bekleneceği gibi-, şöyle: "Ortaya çıkan tablo; Erdoğan'ın doğruyu söylemediğidir.
Bunun da Süleyman Demirel'in mektubuyla kanıtlandığı gerçeğidir." Buna itiraz edebilecek birileri olacağını hesaba katarak, açıklamasını şöyle neticelendirmiş: "Hala bunun üzerine eğer bir şeyler söyleniyorsa bu Doğan grubuna haksızlıktır."
Yani Kılıçdaroğlu diyor ki; 'Doğan her durumda -doğal olarak- haklıdır, Süleyman Demirel'in mektubu -konuyla alakasız olsa da- bunu doğrulamaktadır, bundan böyle bu konuda kim ne derse desin, bunu Doğan Grubu'na haksızlık olarak kabul edeceğimizi de bilmelidir.' Temyizi olmayan kesin bir hükümle karşı karşıyayız. Ne kadar adil değil mi?..
Konuyu bilmeyenler; Süleyman Demirel'in mektubuyla kanıtlanan bir durum olduğuna göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la Süleyman Demirel arasında geçmiş bir konudan bahsedildiğini düşünecekler muhtemelen.
Oysa vaktiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la Aydın Doğan arasında geçen bir konuşma söz konusu. Süleyman Demirel'in de konuyla doğrudan alakası yok. Yani Müteveffa Demirel'in Aydın Doğan'a yazmış olduğu mektup, konu dışı.
Eğer Demirel'in Aydın Doğan'a vaktiyle yazmış olduğu bir mektup konuya dahil edilecekse, isimleri geçtiğine göre rahmetli Turgut Özal ve Tansu Çiller'den gelmiş benzeri mektuplar da bulmak gerek. Bu da yetmez tabii. Rahmetli Erbakan Hoca başta olmak üzere, Doğan Grubuyla bir şekilde etkileşimi olmuş bütün liderlerden de.
Rahmetli Turgut Özal'ın Doğan'la alakalı olarak ne düşündüğü konusunda Halis Toprak'ın sözlerine bakmak yeter. Tansu Çiller 10 Mayıs 1997'de Sultanahmet Mitingi'nde söylediklerinin ardında ise; Aydın Doğan'a ondan da bir fayda gelmez.
Rahmetli Erbakan Hoca Grubu ve Aydın Doğan hakkında neler düşünürdü; eğer bir mektup yazsa idi neler söylerdi konusuna girmemek daha iyi. Sadece, Erbakan Hoca'nın Doğan'a: "Sen Kelkitli muhafazakar bir ailenin oğlusun, bu gazetelerin hali ne böyle?" dediğinde; Doğan'ın, "Ben bir iş adamıyım ve gazetemin çok satmasını isterim.
Bu kadrolar da çok satmasını sağlıyorlar" dediğini aktaralım, yeter. Bundan fazlası için, 28 Şubat öncesi ve sonrası günlerde bu grubun gazetelerinde atılan manşetleri, televizyonlardaki yayınları ve o süreçte yaşananları hatırlamak yeter. "Sayın Doğan üzerinde büyük baskıların olduğunu", "Hürriyet Gazetesi'nin üzerindeki baskıları" ve "Bazı yazarların ölümle tehdit edildiğini" bildikleri de, Kılıçdaroğlu'nun sözleri arasında yerini almış. Belli ki, yaklaşan seçimlerde kendisi ile beraber çalışacağı kesin bir medya grubuna destek olmanın yanında, fırsatını bulmuşken algı oluşturma gayretine katkıda bulunmak da istemiş. Malum, yalanları tekrarlarsanız, insanları belki inandırabilirsiniz.
Nasıl, durum tam bir 'bozacının şahidi şıracı' durumu, değil mi?...