Yorumlara ve analizlere bakarsak, bütün manevralar 1. Dünya Savaşı ve sonrasını hatırlatıyor. Küresel güçlerin Ortadoğu ötesinde Orta Asya ve Afrika petrol kaynaklarını pay ettiği günler yaşanıyor.
O günlerle bugün arasındaki tek fark, bugün tek bir süper güç var, ABD... Aslan payını almaya niyetli. Ama iki yeni ama çok güçlü aday var, Rusya ve Çin. İşin daha çok "ekonomik" boyutu konuşuluyor. Ama bunun arkasında gizli bir savaş var. Bir de savaşın "ideolojisi" var tabii. Zemin ve bahane hazırlamak için, kamuoyunu ısıtmak için söylenenler ve yazılanlar yıllar öncesinden. Bu fikirlerin arkasında da "ideologlar" var tabii.
Sağcılığıyla meşhur İngiliz tarihçi Paul Johnson'un 1993'te New York Times'e yaptığı şu açıklama manidar değil mi? "Bazı devletler kendini yönetmekten acizdir.
Bu umutsuz bölgeleri gidip yönetmek, uygar dünyanın bir misyonudur." (Afganistan'da Anti-sovyetik planının mimarı) Zbigniew Brzezinski 2002 yılında diyor ki: "Amerikan'ın stratejisi, bağlı ülkeleri kendimize sürekli bağımlı tutmak, bize haraç ödeyenlerin güvenliğini ve uysallığını temin etmek ve rakiplerimizin birleşmesini engellemek.''
BÜYÜK STRATEJİ
Petrol sahibi ülkeleri hatırlayalım.
Dünya petrol rezervinin yüzde 75.9'unu elinde bulunduran Müslüman ülkeler şunlar:
Yüzde 24.2 Suudi Arabistan, yüzde 12.1 İran, yüzde 10.6 Irak, yüzde 9.2 Kuveyt, yüzde 6.5 BAE, yüzde 3.2 Libya, yüzde 3.4 Nijerya, Katar 1.8, Cezayir 1.4, Azerbaycan 0.6, Umman 1.4, yüzde 0.1 Bruney, Angola yüzde 0.8, Endenozya yüzde 0.5, Yemen yüzde 0.3, Mısır yüzde 0.3, Malezya yüzde 0.3, Gabon yüzde 0.2, Suriye yüzde 0.2, ve Gine yüzde 0.2.
Buna karşın, ABD, dünyanın petrol rezervlerinin yüzde 2'sine sahip. Batı ülkeleri (Kanada, ABD, Norveç, İngiltere, Danimarka ve Avustralya) dünya petrollerinin yaklaşık yüzde 4'ünü elinde tutuyor.
Bu liste, hangi ülkelerin tehlike altında olduğunu gösteriyor. "Büyük strateji" şu anda, dünyanın petrol rezervlerinin dörtte üçüne sahip olan bir Müslüman ülkelere karşı uygulanıyor.
Askeri harekât, üstü kapalı eylemler ve savaş propagandasıyla dokunun bozulması, ulusların çözülmesi, yörenin açık bir ekonomik alana çevrilmesi ve yöredeki doğal kaynakların ve petrol ve gaz boru hatlarının "serbest piyasa" denetiminde talan edilebilmesi amaçları.
Bir yandan ülkelerin kaynaklarına el koyulurken, bir yandan da ulus devletler bölünüyor, iç savaşlar başlatılıyor.
Ortadoğu, Orta Asya yöreleri ve Afrika ülkeleri ağır bir şekilde askerileştiriliyor. Petrol yöreleri işaretleniyor. NATO gemileri çeşitli yerlere konuşlandırılıyor. Terörizme karşı savaş kapsamında, ABD filosu, çeşitli körfezlere, denizlere yerleştiriliyor.
ABD önderliğinde Ortadoğu ve Orta Asya'da sürdürülen savaşlar, dünyanın doğalgaz ve petrol kaynaklarının yüzde 60'ını ele geçirme amacından ibaret. İngiliz-Amerikalı petrol devleri yörenin petrol ve doğalgaz boru hatlarını kontrollerinde tutmak istiyorlar.
Libya işi nereye uzanacak? Bu işin İran'a uzatılacağı ortada. Gizli savaşlar Türkiye çevresinde yoğunlaşacak. Bu gelişmeler bize şu mesajı veriyor: "Bölgesel güç konumunu korumak, büyümek, dünyanın onuncu ekonomisi olmanın yolu, birlik ve beraberlik içinde olmaktan geçiyor. İç barış ve ortak akıl Türkiye'yi daha güçlü yapacaktır. Güçlü Türkiye güçlü ordusu ile gelecek tüm sıkıntıları göğüslemek şansına sahip olacaktır."