Dünyada su sıkıntısının en hızlı çok hızlı arttığı bir gerçek.
Nüfusları 1.5 milyarlık Çin, 1 milyar 200 bin olan Hindistan gibi ülkelerin gelecekte büyük su sıkıntısı çekeceği belirtiliyor. Bu ülkelerin, artacak su sıkıntısı karşısında komşularının, yani Asya'nın su kaynaklarına şiddetle ihtiyaç duyacakları, bunun çatışmalara yol açacağı öngörülüyor.
Mezopotamya'ya yüzyıllardır hayat veren, Fırat ve Dicle nehirleri de hep göz önünde tutuluyor.
Yakın komşularımız bu sular ile yakından ilgileniyor.
Yazıyı icat ederek yazılı tarihi başlatan Sümerler Fırat ve Dicle'yi "yaşamın kaynağı ve tükenmez bir enerji potansiyeli" olarak görmüşlerdir.
Fırat'ın suyu ilk defa 1921 yılında uluslararası bir anlaşmaya konu oldu. Bu Ankara anlaşmasıdır. Fransa ve Ankara hükümeti arasında Halep'in kuzeyindeki Küveik suyunun adil bir paylaşımı konusunda yapılmıştır. Bilindiği üzere Suriye o zamanlar Fransız mandası altındaydı. Su konusundaki 2. anlaşma 1923 Lozan anlaşmasının 109. maddesidir. Fırat ve Dicle havzasını oluşturan Türkiye, Suriye ve Irak'ın bir komisyon oluşturarak suya ilişkin konuları bu komisyonda çözmeleri yönünde kararlar alınmıştır. Ayrıca Türkiye'nin bu nehirler üzerinde yapacağı her türlü çalışma için, 29 Mart 1946'da Türkiye-Irak arasındaki anlaşmanın 5. maddesinde Türkiye Fırat ve Dicle üzerinde yapacağı her çalışma için Irak'ı bilgilendirme angajmanına girmiştir. Fırat üzerinde Suriye'nin hakları 1930 Halep anlaşması ile düzenlenmiştir.
1962'den bu güne bu 3 devlet arasında su paylaşımında ortak çözüm için onlarca görüşme ve anlaşma yapılmıştır. 1966'da Uluslararası Kalkınma Ajansı ile yapılan kredi anlaşması sonunda Türkiye, Suriye'ye Fırat'ın sularından saniyede 350 m3 su bırakmayı taahhüt etmiştir. 1987'de Türkiye-Suriye ekonomik işbirliği anlaşması ile saniyede 500 m3'e çıkarılmıştır.
Uluslararası Helsinki Sözleşmesine göre bir ırmağın uluslararası su olabilmesi için en az 2 ülkeden geçerek denize ulaşması ve su ulaşımı yapabilmesi gerekmektedir.
Türkiye bu tanımdan yola çıkarak Fırat ve Dicle üzerinde su taşımacılığı yapılmadığından dolayı bu nehirlerin uluslararası su kategorisine giremeyeceğini dolayısıyla her iki nehrin sularının kullanımında kendisinin karar ve tasarruf yetkisi olduğunu iddia etmektedir.
Türkiye'nin bu sular üzerinde kendi dileğince tasarrufta bulunmasının en son örneği GAP'dır. Çok büyük miktarlarda su tutulmasını öngören bu projede Dicle ve Fırat uluslararası su kategorisinde ele alınmış olsaydı önceden kıyıdaş ülkelerin onayını almak gerekecekti. Somut olarak Türkiye, Fırat ve Dicle sularının kıyıdaş ülkelerle dostça paylaşımını teklif etmektedir.
Su güvenliği geleceğin en önemli konusu olacaktır. Su sıkıntısı, yeni çatışmaları beraberinde getireceği için, her zaman güçlü ve hazırlıklı olmak zorundayız.