Nitekim 6-7 Ekim olaylarından, Kobani'ye Amerika'nın silah atmasına, PKK-PYD'nin Katil Esad'la savaşmamasına kadar giden olayların altında, Kandil'e yapılan yeni vaatler söz konusudur. Son gelişmelerin arka planına dikkatle bakalım...
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, geçen hafta bir yurtdışı gezisinden dönerken çok dikkati çeken açıklamalar yapmıştı: "Oyun içerisinde oyun. Tuzağı veya tezgâhı kuran muhtemelen başka bir mantık var. Bir üst akıl var. Sınırlarımızda oynanan oyun sıradan, rastgele bir oyun değil. Basit bir oyun değil.Bunlar yeni başlamadı"
'Üst akıl ve kaos ortamı' sözlerini paranteze alırsak, bir gerçek apaçık ortaya çıkıyor: 'ÜST AKIL' Newyork-
Londra-Berlin-Telaviv hattında oturuyor.
Ortadoğu'yu yeniden dizayn ederken, yeni paylaşım planlarını hazırlarken, Yeni Türkiye'nin yürüttüğü çözüm süreciyle sağlanacak Türk-Kürt ittifakının paylaşım planlarını bozacağını hesap ediyorlar.
Ne yapıyorlar? Yeni Türkiye'nin çözüm sürecini sabote ettiriyor. Ve... Sabote etmede Kandil'i kullanıyor. Abdullah Öcalan'ı da zor durumda bırakan, onun etkisini azaltacak şekilde davranan Kandil'e, bazı yabancı ülkeler tarafından, yeni vaatlerde bulunulduğu anlaşılıyor.
PKK Yürütme Konseyi'nin Başkanı Cemil Bayık, yıllardan beri yabancı istihbarat servislerinin kucağında. Bir kolu İsrail, diğer kolu Avrupa'da... ABD ve İngiliz ajanlarıyla kol kola... Ankara grubu diye anılan Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun, Derin Avrupa, Almanya ve Fransa ile işbirliği içinde. Bahoz Erdal, Hafız Esad'ın yetiştirmesi.
Karayılan neden bırakıldı?
Bir de Murat Karayılan'ın İran'da yakalanması sonra da bırakılması konusu var. Orada ne oldu acaba? 2011 yılının sonlarında gelişen olay sonrasında PKK'nın PJAK kolu, İran'da operasyonlarına neden ve nasıl son vermiş olabilir?...
Katil Esad'ın arkasında tüm gücüyle duran İran, akıllardan hiç çıkarılmamalıdır. Nitekim Türkiye, İran'a dost elini uzatıyor. İran ikili görüşmelerde "Gel, bu sorunu Türkiye, İran beraber çözelim" teklifini kabul ediyor, adım atmaya gelince kendilerine has usulleri kullanıyorlar.
Tabiidir ki, bundan dolayı İran'la rahat bir çalışma zemini bulunamıyor.
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun başdanışmanı Taha Özhan'ın bir köşe yazısına (30 Ekim 2014-Star) dikkat çekmek istiyorum: "Suriye gemisi batarken, kendisine güvertede kurtarılmış bölge peşine düşen bir akılla karşı karşıyayız. Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği bir ortamda Kanton kurgusuna hapsolan bir yaklaşımın, Kobane'de kriz nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın ortaya kurucu bir siyaset koyması imkânsızdır. PKK kendi dünyasında dağdan ovaya inişi ya da silahsızlanmayı 'dağdan Kobane ya da Cezire'ye iniş' şeklinde formüle ettiği sürece, içinden çıkamayacağı bir kısır döngüye gömülmeye devam edecek"
SONUÇ: Aralık 2012'den beri sürdürülen çözüm süreci, toplumsal anlamda geçmişte görülmemiş düzeyde bir desteğe kavuşmuş, güven atmosferi ciddi anlamda tesis edilmişken, Kandil'in yabancı parmaklara güvenerek geliştirdiği taktikler fanatikçe sürdürüldüğü sürece, her geçen gün tamiri daha zor bir noktaya doğru ilerlendiğinin farkında olunmalıdır. Ortadoğu denklemi içerisinde 100 yıl önce de bugün de emperyalist devletlerin acımasının olmadığı ve olmayacağı bilinmelidir.