Elbette, tarihten ders alınmazsa olaylar tekerrür eder.
'2011 Trablusgarp Savaşı'nın 100. yılı.'
'2012 Balkan Savaşları'nın 100. yılı.'
'2015 Çanakkale Savaşının 100. yılı.'
'2018 Birinci Dünya Savaşı'nın 100. yılı.'
100 yıl geçti, çevremizdeki olaylar aynen tekrarlanıyor. 100 yıl, tarihin derinliklerinde uzun bir dönem değil. Bu yüzyıllık muhasebenin doğru yapılması lazım. Biz bu 100 yıldan ders çıkaramazsak, hatta Napolyon'un Mısır'a çıkışının tarihini ve ondan sonra Mısır'da yaşananları anlayamazsak, bugünü anlamamız çok zor.
Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da bir siyasi deprem yaşanıyor, bu depremin artçı şokları, geri kalmış toplumların yeniden yapım süreci oluyor. Hepimizin böyle bir siyasi depremin hangi fay kırıklarından ortaya çıktığını tespit etmek, nasıl sonuçlar doğuracağını anlama zorunluluğu var. Doğru okumamız, doğru değerlendirmemiz lazım.
Başlangıçta, 'Libya halkı Kaddafi'ye karşı korunacak' dendiği için, uluslararası toplum tarafından desteklenen Libya saldırısı, şimdi görüyoruz ki, koalisyon güçlerinin vicdani sınırları aşarak, gizli sömürgecilik duygularını tatmin etme yoluna girmelerine karşı büyük tepkiler yükseliyor. Türkiye'de koalisyon güçlerine karşı nefret yükseliyor. Neden? Çünkü Türkiye bu filmi daha önce görmüştü.
Yapılanlar bize yabancı gelmiyor.
Libya'da olanlara bakarken, aklımıza geçen yüzyılda ne olmuştu? Sorusu geliyor. 100 yıl önce, Fransa, İngiltere ve İtalya, Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamak, bazı ülkeleri sömürge yapmak istiyorlardı.100 yıl sonra, yine ABD patronluğunda Fransa, İngiltere ve İtalya 'Neo-sömürgeci güçler koalisyonu' olarak devrede. Karteller, holdingler, tröstlerle anılan petrol baronları, silah tüccarları yine harekete geçtiler.
Afganistan'da doğalgaz için Irak'ta petrol için gözlerini karartmışlardı.
Sudan'ı ikiye böldüler, Kızıldeniz'e çıkan petrol hatları için Somali'yi kontrol altına aldılar.
Şimdi sıra Libya'da. Onların 100 yıl önceden beri, şuuraltılarında tarihin derinliğinden iktisadi ve siyasi talepleri vardı, şimdi farklı taktiklerle aynı işi yapıyorlar, aynı oyunu planlıyorlar.
Burada ilginç olan, Rusya'nın değil, Çin'in tavrı. Dünya devi olma yoluna giren Çin'in nasıl olup ta bu oyunlara izin verdiği.
Yapılanlara dikkatle bakarsanız, Çin'in Afrika-
Ortadoğu çıkışı kapatılıyor. Petrol ve hammadde kaynaklarına giden yollarda batı barikatı kuruluyor. Amerika (batı), yeni engeller hazırlıyor, ama ÇİN, veto kartını kullanmıyor, kullanamıyor. Neden acaba?
NEDEN YEMEN?
Aradan yüzyıl geçti. Gözler, Yemen'e de çevrildi. Yemen neden karıştı, altında ne var, ne olacak? 100 yıl önce, Osmanlı İmparatorluğu deniz gücü Yemen'de bulunuyordu. Bunun elbette stratejik hedefi vardı. Kızıldeniz'in girişinde yer alan Yemen'in stratejik konumu vardı. Kızıldeniz'in güvenliği buradan başlıyordu. Mukaddes beldeler olan Mekke ve Medine'yi koruma ve savunmanın Kızıldeniz'in o zaman tek denizyolu girişini tutmaktan ve Arap yarımadasının güneyi olan Yemen'e asker göndermek ve Yemen'i korumaktan geçtiğini Osmanlı kesin bir şekilde görmüştü.
Osmanlı devletinin Hint Okyanusu'na inmesi ve Yemen üzerinde hassasiyetle durmasının sebebi Portekizliler'in o zamana kadar bir Müslüman denizi olan Hint Okyanusu'na gelmeleri ve müdahaleleridir. Portekizlilerin Hind Okyanusu'na inişleri tesadüfen olan bir macera değil uzun bir hazırlığın ve dikkatle geliştirilmiş bir planın neticesiydi. Deniz üssü kurmak, hem İslam âlemini kuşatmak hem de Hindistan giden ticaret yolunu ellerinde tutmak azmindeydiler.
Sonra ne oldu? Osmanlı İmparatorluğu'nu Birinci Dünya Savaşı'nda parçaladılar. Yemen ve Süveyş, İngilizler'in kontrolü altına girdi. Şimdi Yemen'de ne oluyor? ABD'nin (İngiltere, Fransa, İtalya) Çin ve Hindistan'a giden, petrol yollarını, çevresindeki petrol ve maden yataklarını kontrol altında tutmak için yaptığı planları ve kurduğu tezgâhları görmemek mümkün mü? İnsan için uzun ama Türkiye devleti için kısa bir süre olan önümüzdeki 100 yılını etkileyecek, bölgedeki stratejik çıkarlarını koruyacak, bölgedeki imajını kuvvetlendirecek şekilde menfaatlerini korumak için geçmiş yüzyılı iyi okursak, gelecek yüzyıla ümitle ve güvenle bakmaya hak kazanırız.