CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Evlat acısı

Eklenme Tarihi 13 Ağustos 2009
Başbakan Erdoğan "Evlat acısından daha büyüğü yok" deyince, ağlamaya başlayan Bülent Arınç'ı anlamak lazım.
Çünkü Arınç da oğlunu "trafik kazası"nda kaybetmişti.
Trafik kazası...
Hesap edilemeyen, öngörülemeyen bir sebep.
Ama terör öyle değil.
Kandırılıp dağa çıkarılan gençler, bile bile ölüme gönderiliyor.
Geriye anne-babaların gözyaşları kalıyor.
İşte bu ölümler "öngörülebilir" olduğu için durdurulabilir.
Terörden medet umanların artık bu yolla bir yere varamayacaklarını anlamış olması gerekir...
***

Bakın bölücü terörün baş gösterdiği 1984 yılından bu yana dağa çıkarılan gençlerin yaklaşık 22 bini çatışmalarda öldü.
Kim bilir, hangi vaatlerle kandırıldılar ama ellerine geçen sadece "ölüm" oldu.
Aynı dönem içerisinde yaklaşık 5 bin asker ile 500 polis ve 1400 geçici köy korucusu şehit oldu.
Ayrıca, 6 bin 376 vatandaş çatışmalarda yaşamını yitirdi.
Toplam sayı 35 bini geçiyor.
Ölen ve şehit olanların ortak bir yanı var:
Hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı.
Aynı ülkenin nüfus cüzdanını taşıyor olmaları, Türkiye'nin nasıl bir "uluslar arası oyun"la karşı karşıya olduğunu çok iyi gösteriyor.
***

Şimdi, Amerika'nın Irak'tan çekilmeye hazırlanması nedeniyle, birden fazla devlet tarafından desteklenen bu kirli oyunu sona erdirme fırsatı doğmuş görünüyor.
Bunu peşin bir yargı ile reddetmek yerine kafa yorma zamanıdır.
Son günlerde PKK'nın Avrupa'daki lojistik kaynaklarının iyice zayıflamaya başladığı yönünde bilgiler geliyor.
Böyle bir dönemde, bölücü terör örgütüne silah bıraktıracak bir projenin Türkiye'ye ne zararı olabilir ki? "Vatanın bölünmez bütünlüğü" endişesi doğru, haklı bir kaygıdır.
Aslında bu kaygıyı Güneydoğu'da yaşayan insanların ezici çoğunluğunun da paylaştığı biliniyor.
Bu paylaşım, silahlar sustuğunda daha da güçlenmez mi?
Çünkü terör örgütü ortadan kalktığında, "devlet"in varlığı daha güçlü bir şekilde hissedilecektir.
Elde edilen bilgiler, kısa vadeli planların "devletin varlığı" ile birlikte "şefkati"ni de sergileme üzerine oturtulacağını gösteriyor.
***

İşte tüm bu nedenlerden ötürü, daha yolun başındayken karşı çıkıp sert tepkiler koymak yerine, önce "açılım"ın nasıl olacağını görmek gerekir.
Bu açıdan bakıldığında CHP'nin "bekleyelim, görelim" politikası "açılım"a "açık kapı" bırakıldığını gösteriyor.
CHP peşinen kapıyı kapatmıyor. Görüşme yapmıyor ama kendi görüşünü de açıklıyor. "Açılım"a dolaylı olarak katkı veriyor.
Ama MHP, daha başlangıçta, paketin içeriği belli olmuş gibi sert tepkiler göstererek, tüm cephanesini önceden tüketen bir asker görünümü veriyor.
Oysa bu soruna ilişkin olarak kendi "kırmızı çizgileri"ni ifade etmek, yapılacak açılımların içeriğini belirlemeye yardımcı olabilir.
Bakın, dün Demokrat Parti'nin lideri Hüsamettin Cindoruk, İçişleri Bakanı ve beraberindeki heyetle görüştü.
Anayasa'daki "Türk milleti" tanımının "ruh" olarak taşıdığı öneme dikkat çekti.
Ne düşünüyorsa, bugüne kadarki deneyimleri ona neyi söylüyorsa, görüşlerini olanca açıklığıyla anlattı.
Hiçbir siyasi çıkar hesabı gütmeden.
Çünkü Cindoruk, deneyimli bir "devlet adamı"dır.
Böylesine "hassas" bir konunun "siyaset"e alet edilmemesi gerektiğini biliyor.
Bu konu üzerinden "siyasi kazanç" elde etmeye çalışmanın Türkiye'yi derin bir uçuruma doğru sürükleyeceğini de...