Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Öncelik, can mal güvenliği. Süreci sabote edenlere gereken yapılacaktır. KÜRT KARDEŞLERİMİN İÇİNDE AKLISELİM OLANLAR BU GİDİŞE 'DUR' DİYECEKTİR. Böyle bir durum, birçok hesabı bozacaktır'' derken, Barış sürecini sabote edenleri devre dışı bırakacak yeni bir paradigmanın işaretini veriyordu.
Erdoğan'ın sözlerinin arka planına daha geniş bir açıdan bakalım:
Türkiye Cumhuriyeti devletinin en köklü ve en büyük sorunu, Kürt meselesiydi. Erdoğan'ın ortaya koyduğu yeni Türkiye vizyonuna göre, kangren olmuş bir sorunu kökünden yok etmek için harekete geçildi. Erdoğan'ın, Kürtleri 'öteki' kategorisinden çıkarıp stratejik olarak iş birliği yapılacak 'kardeş toplum' ve 'müttefik güç' olarak görmesi, Türkiye'nin sıkıştırıldığı köşeden çıkmasını ve derin bir nefes almasını sağladı.
Bu noktada, Türkiye toplumun çözüm sürecine desteği bir teminattı.
Bu bağlamda, MİT, 30 yıldır terör estiren PKK'nın lideriyle masaya oturarak Kürt meselesini demokratik bir zemine taşıdı. Bu süreçte, Derin Avrupa'nın emrindeki Kandil oyunbozan, Öcalan ise, süreci devam ettiren aktör oldu. Derin Avrupa'nın piyonu Kandil çetesinin çomak sokmasına karşın, barış süreci, Türkiye yönetimi ve Öcalan tarafından kararlılıkla yürütülüyordu. Kandil, İran'la anlaştı (Karayılan-İran anlaşması), İngiltere-Almanya ile kol kola gezdi. Öcalan ise , MİT'le beraber, Türk-Kürt kardeşliğini perçinleyecek projelere zaman ayırdı. Ne tesadüftür, son olaylar da Derin Batı'nın piyonluğunu yapan Kandil çetesince gerçekleştiriliyor. 200 bin Suriyeli Kürt kardeşimize Türkiye şefkat elini uzatırken, Derin Avrupa'nın emrindeki Kandil çetesi piyonluk yapıyor. Kobani'yi bahane ederek, barış sürecini sabote etmekten çekinmiyor.
Yasal parti HDP'de Kandil'in gözüne bakıyor,Demokrasiyi ve Kürt vatandaşları hançerliyor.
Yeni paradigma
Bu gelişmeler bir gerçeği apaçık ortaya çıkardı. Derin PKK-Kandil çetesi artık Kürtlerin temsilcisi olma vasfını kaybetmiştir. Yeni paradigmayla, Derin Avrupa emrindeki Kandil aradan çıkarılacak, Öcalan kontrolünde çözüm süreci olumlu gelişmelere yol açabilecektir. "Çözüm"ün Türk ve Kürt vatandaşların "ortak çıkarı" na göre yapılması şansı doğacak. Burada en büyük görev, Kürt kardeşlerimizin aklıselimle derin Avrupa'nın emrindeki çetelere dur demeleridir. KADİM HALKLARIN DİREKT İŞBİRLİĞİ DÖNEMİ HER TÜRLÜ TUZAĞI YIKMAYA YETECEKTİR.