Yakın Coğrafyamızın, dünyanın en stratejik konuma sahip olduğu düşünüldüğünde, Başbakan'ın, son dönemde yaşanan gelişmelerin dış bağlantılarına dikkat çekmesi daha anlamlı hale geliyor.
Perde arkasını daha net anlayabilmek için, son dönemde Türkiye'de yaşanan değişimlere, iç ve dış politikadaki yeni durumlara bakmak gerekiyor.
Yeni dönemin, birinci büyük fotoğrafı, ERDOĞAN'ın ÇANKAYA'ya çıkmasıdır.
İkinci büyük fotoğraf ise BÜYÜK TÜRKİYE'yi tökezletme kumpasıdır.
İç-dış ortaklı bir KOALİSYON'un son operasyonla Erdoğan'a geri adım attırmak olduğunu görmemek, iç-dış olayları iyi okumamak manasına gelir.
İstanbul mahreçli operasyonun ardındaki KOALİSYON deşifre olurken, gelinen aşamaya bakıldığında, bu tür operasyonların daha büyük bir akıl gerektirdiği görülüyor.
Son derece hassas sonuçlara gebe, 3 seçime müdahale etmek isteyen KOALİSYON karşımızda duruyor.
2001'den beri SEÇİME AYARLI OPERASYONLAR yabancımız olmadığı için, 2014-2015 seçimlerinden ne beklendiğini doğru okuyabiliyoruz.
Geçmişti, küresel sermayenin temsilcisi Kemal Derviş, kriz döneminde CHP'ye monte edildi. AK Parti'yi kurmaya hazırlanan Erdoğan'ın siyasi yasaklı olması için uydurma bir dava sürüme girdi. CHP iktidar yapılmaya çalışıldı, ama halkımız, içdış ortaklı koalisyonu şaşırttı. Halk SİYASİ YASAKLI ERDOĞAN'ı iktidara getirdi.
Başbakan Erdoğan,2007 yılında Cumhurbaşkanı olabilirdi. Şahsına karşı yöneltilen kampanya ve özellikle 27 Nisan TSK açıklaması, Erdoğan'ın farklı bir strateji izlemesine yol açtı. Çankaya için adaylığı erken gördüğünden, Abdullah Gül'ü aday çıkardı. Gerçekleştirilen operasyonları sırt sırta vererek durdurdular.
2011 seçimlerinde, "Erdoğan başarılı olamasın" diye kumpaslara yeniden geçtiler.
AK Parti'yi Kapatma davası, "Erdoğan'sız bir Ak Parti" projesiydi. Tutmadı. 2011 seçimlerini Erdoğan'ın kazanmasını engelleyemediler.
2014-2015 seçimleri, Türkiye'nin kader yıllarıdır .2023 vizyonunu yürütecek kadronun belirlenmesi dönemidir. Bu kadar önemli bir döneme yönelik, İÇ-DIŞ ORTAKLI KOALİSYON herhalde boş durmayacaktı, durmadı da...
KOALİSYON, bir taraftan, Taksim Gezi üzerinden Erdoğan'ı sarsmak istedi. Sonuç onuç alamadıkları için,17 Aralık operasyonu sahneye konuldu. Şimdi de, Erdoğan'ın önünü kesmek ve Çankaya'ya çıkmasını engellemek için kolları sıvamış durumdalar.
Son operasyondan beklentileri şu:
Yerel seçimde Ak Parti'nin oyunu yüzde 40 altına düşürmek. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Amerika'da Neo-Con-Yahudi Düşünce kuruluşlarıyla yaptığı temaslar her şeyi apaçık ortaya serdi. 17 Aralık operasyonun, Büyük Türkiye'yi gerçekleştirecek (olmazsa olmaz) enerji temini konusunda can damarı, Şahdeniz anlaşması ve Kuzey Irak Kürdistan enerji işbirliğinin konuşulduğu günlere denk gelmesi tesadüf değildir.
Türkiye'nin Irak Kürdistan bölgesinden ucuz şekilde petrol alması, TANAP boru hatlarıyla Türkmenistan-Azerbaycan petrollerinin Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçirilmesi, merkezi Londra olan Neo-conyahudi küresel sermayesini çok rahatsız ediyordu. Doğu Akdeniz'de İsrail-Rum işbirliği ile çıkarılacak gazın en kısa boru hattı Türkiye olduğundan, Ankara'da MİLLİ KADROLARIN ve bağımsız hareket eden Başbakan Erdoğan'ın bulunması, Neo-Con-Yahudi küresel sermayesinin uykularını kaçırıyordu.
SONUÇ: İç-dış odaklı KOALİSYON'un, "Çankaya yolunda Erdoğan'ı sarsmak, hatta aday olmasını engellemek ve AK Parti hükümetini zayıflatarak ekonomik ve siyasi istikrarı bozarak, enerji havzaları ve boru hatları üzerinde, TÜRKİYE'NİN BAĞIMSIZ hamlelerine set çekmeyi hedeflediği" gerçeğini herkes görmelidir.