Çevre köylerden bir delikanlı bu kıza sevdalıymış. İki genç her gece baş keşişten gizli buluşur gece ilerleyince Tamara bir fener yakıp işaret verir, delikanlı ışığa doğru kulaç sallarmış. Böylece sürüp giderken, durumu öğrenen baş keşişin kızı biraz da kıskançlıktan olacak, babasına arkadaşının sırrını ihbar etmiş.
Bir gece de sıkı bir fırtına çıkmış, Tamara, gölü tehlikeli gördüğünden feneri yakmamış. Baş keşiş de fırsatı yakalamış. Bir fener yakıp kıyıya çıkmış.
Delikanlı feneri görünce fırtınaya aldırmayıp atlamış suya. Genç fenere doğru kulaç atarken keşiş feneri adanın etrafında dolaştırırmış. Bütün gece dolaşıp durmuş gölde. Ama gücü, dermanı kalmamış, dalgalarla baş edemez olmuş, sular onu dibe çekerken bağırmış: Ah, Tamara! Tamara çığlığı duyup koşmuş ki, sevdiği yitip gitmiş dalgalar arasında. Baş keşişin oyununu anlamış ve o da kaldırıp atmış kendini sulara. İki sevgilinin cansız bedenleri Van Gölü'nün çırpınan sularında birbirine kavuşmuş.
İşte adaya o günden sonra 'Ah Tamara' denilir olmuş, zamanla Akdamar'a dönüşmüş. Böyle bir efsane anlatılır.
Van Gölü'ndeki Akdamar Adası'nda bulunan kilise 900'lü yılların başında Kral Gagik tarafından yaptırılmıştır ve Ermeni taş işçiliğinin en seçkin örneklerindendir.