CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

2010'a bakarken iç politika dinamikleri

Eklenme Tarihi 03 Ocak 2010
2010 Türkiye için çok önemli, iktidar bakımındansa siyasi kader yılı olacak. 7 yılını dolduran Erdoğan iktidarı, 2010 ile en dinamik yılına giriyor. Türkiye 2011 yılının Mayıs ayında genel seçimlere gidecek. 2010 yılı genel seçim taşlarının döşendiği yıl olacak. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkıp çıkmayacağı çok büyük ölçüde bu seçimlerin sonuçlarına bağlı...
2010'un ana gündeminde demokratik açılım başta olmak üzere Ermeni açılımı, alevi açılımı, Kıbrıs-Ege açılımı hareketli dönemleri yaşayacak. Türkiye, demokratik açılımda, artık geri dönülmeyecek noktada bulunuyor. Erdoğan iktidarı, bir yandan PKK ile mücadele edecek, diğer yandan reformları sürdürecek. Reformlar, demokratik standartları yükseltme, kültürel hakları verme, ekonomik kalkınmayı hızlandırmaya çalışma ve ardından da PKK'nın taban kaybedip marjinalleşmesini sağlama yönünde sürecek.

Demokratikleşme ve sivilleşme

2010'lu yıllarda Türkiye yeni bir dönemecin eşiğinde bulunuyor. Bu dönemeçte Türk toplumunun kendi iç dinamikleri bir uyum ve yenilenme çabasını hem zorunlu kılmakta hem de onu kolaylaştırıcı bir nitelik arz etmektedir. Bu şartlar altında Türkiye'nin düzenini daha demokratik, ileri, akılcı, uygar ve insani yönde dönüştürmesi şansı bulunmaktadır.
"Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devletidir." Demokratik devlet halkın yönetimidir. Çağdaş demokrasilerde asıl olan seçilmişlerin iradesidir; atanmış kişiler seçilmiş kişiler tarafından alınmış kararları icra etmekle yükümlüdür.
Hukuk devleti, devlet adına yetki kullanan kişi, kurum ve organların bütün yetkileri hukuk tarafından önceden belirlenen ve bu kurallarla sınırlı olan; bunun dışına çıkamayan; çıkılması halinde derhal hukuk dışılığın giderilmesi gerekli olan devlettir. Hukuk devletinin bir gereği de devletin hiçbir organının yapmış olduğu hiçbir işleminin yargısal denetim dışında olmamasıdır. Yani gizlikapaklılığın olması hukuk devletinin ihlali anlamına gelir. 1982 anayasasına göre, egemenlik anayasal olarak her ne kadar "millet"e ait sayılıyorsa da egemenliğin kullanımında milletin demokratik temsilcilerinin başka ortakları vardır. Cumhurbaşkanı yanında silahlı kuvvetler ve yargı bürokrasileri ulusal egemenliğin fiili kullanıcıları arasındadır.

Demokratikleşme

Başbakan Erdoğan, demokrasi ilkesiyle bağdaşmayan unsurları demokratik kurum ve mekanizmalarla değiştirmeyi veya "demokrasiye ikinci geçiş"i tamamlamayı hedeflemektedir. Bu anlamda demokratikleşmeye "demokrasinin pekişmesi/yerleşmesi" denmektedir. Demokratikleşme hem demokratik kurum ve mekanizmaları güçlendirmeyi ve yenileriyle desteklemeyi hem de demokrasinin istikrarını sağlayacak kurumsal, kültürel ve ideolojik dönüşümleri gerçekleştirmeyi gerektirmektedir.

Sivilleşme

Dar anlamda sivilleşme, siyasal sistem üzerindeki askeri etkinin sona erdirilmesini ve siyasal sürece seçilmiş sivillerin hakim olmasını ifade eder. Bu anlamda sivilleşme askeri vesayetin yokluğu anlamına gelir ve başlıca iki pratik gereği vardır. İlki, silahlı kuvvetlerin tam olarak sivil denetim altına alınması, ikincisi ise askeri bürokrasinin demokratik siyaset alanına nüfuz etmemesinin sağlanmasıdır. Sivilleşmenin ikinci ve daha geniş anlamı "sivil toplum"un güçlenmesiyle ilgilidir. İlk bakışta fark edilemese bile, güçlü bir sivil toplumun varlığı özgürlüğün en büyük güvencelerinden biri olduğu kadar, demokrasinin pekişmesi ve istikrarı açısından da son derece hayatidir. 2010'da gönüller devletten değil, toplumdan, otoriterlikten değil, özgürlükten, militerlikten değil, sivillikten yana olacaktır.