Tam 1000 yıllık bir tarihi vardır.
Bahçesinde İngiliz Krallarının yattığı bir kilisedir.
İngiliz Kralları tarih boyunca burada TAÇ giymiştir.
Kraliçe Elizabeth'ten Prens Charles'ın çocuklarına kadar saray erkanının hemen tamamı burada evlenmiştir.
İngiltere'de bir semboldür bu kilise.
Ve önceki gün bu tarihi mekanda bir tören vardı.
Birleşik Krallığın önde gelenleri ön saflarda yerini aldı.
İngiliz gazeteleri de dün ağızbirliği etmişcesine bu töreni manşetlerine taşıdı.
Kilise'deki anma töreninin olduğu akşam civardaki binlerce evde de ışıklar söndürüldü.
Zira 1.Dünya Savaşı'nın 100.yıl anma töreniydi bu. Savaş döneminin İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey, silahlar patlamadan saatler önce "Avrupa'da lambalar sönüyor, bir daha ömrümüz boyunca onları yanarken göremeyiz" diyordu. Ancak Sir Edward'ın tahminleri asla gerçeğe dönüşmedi.
Savaşı kazanan İngilizlerdi. Onların lambaları kısa sürede hep yandı.
Karanlığa gömülenler içinde ise biz vardık.
Tam 100 yıldır bu ülke karanlıktaydı.
Ve göz gözü görmüyordu.
Onun içindir ki, bu memlekette neler olduğunu anlayamıyorduk.
Bu ülke toprakları içinde dünya petrollerinin en zengin damarları kıvrılıyordu.
Damarlarımıza girmeleri ve burada kalmaları lazımdı.
Petrolün daha yeni kullanılmaya başlandığı dönemde petrol haritasını nerdeyse yüzde yüze yakın çizdiren Sultan Abdülhamid Han diyordu ki; "Allah bize sulh ve sükunet nasip etsin. Fakat büyük devletler, geniş teşkilatlı İmparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar ne de sükunet. Bize hiç olmazsa 10 senelik bir sulh tanınsa Japonların o kadar methedilen gelişmesini biz de yapabilirdik. Japonlar Avrupalıların pençelerinden uzak olduklarından bize nazaran bahtiyardırlar. Maalesef biz Avrupa SIRTLANLARININ geçiş yoluna çadırımızı kurmuşuz."
Evet 100 küsur yıl önce böyle diyordu Sultan Abdülhamid.
Ve bu ülkeyi 100 yıl önce karanlığa gömenler içimizden hiç çıkmadı. Karanlıkta onların varlığını göremedik, hissedemedik.
Parçaladıkları ve karanlığa gömdükleri topraklarda kurulan Türkiye'yi onlar yönetti.
Ve 10 yıl önce bu ülkede uyanış başladı.
YENİ TÜRKİYE'nin temelleri atıldı.
Petrol yataklarını kaptıran bir ülke de olsak Allah bu memlekete önemli bir konum daha bahşetmişti. Tüm enerji yollarının geçtiği yegane ülkeydik. Bize muhtaçtılar ve asla kendi haline bırakamazlardı.
Abdülhamid Han boşuna söylememişti. "Biz maalesef Avrupalı SIRTLANLAR'ın tam geçiş yolundayız" diye.
Bir belgesel izlemiştim, Aslanlar tek başına bir sırtlanı yakalıyor.
Ellerinden yaralı olarak kurtulan sırtlan gece karanlığında sürüyü toplayıp aslanlara saldırıyor ve perişan ediyor.
Yıllardır bizim yaşadığımız da buydu.
Ancak son yıllarda Türkiye artık karanlıkta değil. 1.Dünya Savaşı'nın lamba dönemlerinde de değiliz. Flörosanlar, ampuller yanıyor artık her yerde ve ışıklar karanlığı yırtıyor. Sürüler halinde saldırsalar da ASLANLAR düşmanı görüyor kaçmıyor.
Ve gücünü fazlasıyla gösteriyor.
Onun içindir içeriden organizasyonlara gidiyorlar. Birbirini tanımayan veya birbirine çok uzak olanları yan yana getiriyorlar.
Bakın Kemal Kılıçdaroğlu Bey "İhsanoğlu Bey'i tanımıyoruz ama oyumuz ona" diyor. İsmini bile telaffuz edemediğin ve tanımadığın birine bu ülkenin Başkomutanlığını teslim edecek kadar tuhaflaşıyor.
Ekmeleddin Bey de Kemal Kılıçdaroğlu'na "Kemal Alemdaroğlu" diyor.
Devlet Bahçeli Ekmeleddin Bey'e "Emsalettin" diyor. Birileri Kemal Bey'e "Kemallettin" diyor.
Ortada bir tuhaflık gırla gidiyor. Kim kime ne derse desin; 10 Ağustos, Kraliçe'nin sarayında ve boğazdaki yalılarda lambaların söndüğü gün olarak tarihe geçecektir.
Türk Halkı Başkomutanlığı tanıdığına, bildiğine teslim edecektir.
Çünkü karanlığı artık çoktan geçtik.