Silahını doğrulttu. Glock markaydı.
Tetiğe ard arda bastı. 11 el silah sesi duyuldu.
Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgen öldü.
Daire Başkanı Birden'le birlikte 4 üye yaralandı.
Alpaslan Aslan koridora yöneldi.
Havaya ateş açtı. Karşısına polisler çıktı.
Etkisiz hale getirdiler.
Olay Türkiye'yi ayağa kaldırdı.
Gazeteler "Türban yasağını protesto" diye yazdı.
Gazcı kardeşler işbaşındaydı.
Gaza gelenler de sokağa çıktı.
Ankara'da kalabalıklar Anıtkabir'e koştu.
Dinci(!) katili Ata'ya şikayet etti.
Anayasa Mahkemesi üyeleri Ata'nın huzurundaydı.
Danıştay, Sayıştay, Askeri Yargıyat üyeleri de...
Askeri Yüksek Mahkeme İdaresi üyeleri de sıradaydı.
Türkiye Barolar Birliği temsilcileri...
Savcılar, rektörler ne Proflar ne Doçentler....
Hepsi ama hepsi Alpaslan Aslan'ın katliam girişimini
Ata'ya gözyaşlarıyla ve kalp sesi ile aktardılar.
Açıklama yaptılar Anıtkabir'de;
"Bundan Tayyip Erdoğan sorumludur." diye.
"Türkiye laiktir laik kalacak" sloganları kapladı her yeri.
"Mollalar İran'a" diye bağırdılar.
Ve derken...
Alpaslan Aslan'ın ilişkiler yumağı çıktı ortaya...
"Dinci katil"in telefon görüşmeleri incelemeye alındı.
Muzaffer Tekin ile sık sık görüşüyordu.
Muzaffer Tekin emekli bir yüzbaşıydı.
Ve ilişkiler ağı bir çorap gibi söküldü.
Bugün katil Alpaslan Aslan'ın telefonda defalarca görüştüğü yüzbaşı Muzaffer Tekin
Ergenekon davasından en ağır cezayı alan kişi oldu.
2 kez ağırlaştırılmış hapis artı 117 yıl daha.
Danıştay'da Glock tabancayı ateşleyen Alpaslan da 2 kez ağırlaştırılmış müebbed yedi.
Üzerine bir de 90 yıl hapis cezası eklendi.
Uzun süre bağırdı mahkemede Alpaslan.
Askerler de ağzını bantladı.
Dışarda da "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diye bağırdılar.
Suriye'de Dera bölgesinde rejim çocukları tutukladı.
İç savaş çıktı.
Tunus'ta bir gösterici kendini yaktı.
Halk ayaklandı.
Sonra Mısır...
Ve derken bir kıvılcım Libya'ya taştı.
İç savaşda kardeş kardeşi vurdu.
Sadece Suriye'de 100 bin kişi öldü.
2 yılda bin 730 çocuk öldürüldü.
Çocuklar da dahil binlerce kadına tecavüz edildi.
Sayıları bilinmiyor.
Libya'da da öyle.
Binlerce çocuk ve kadın öldürüldü.
Birileri Danıştay'a girerek kıvılcımı çaktı.
Türkiye'yi karıştırmak istediler.
Darbeye götürmek istediler.
"Kardeş kardeşi öldürsün" demekti Danıştay saldırısı...
Ve çabuk unuttuk o günleri.
Danıştay katliamı bile fasa fiso geldi birilerine.
"Gayrımeşru kararlar" deyip mahkemeyi reddettiler.
Danıştay katilleri oradaydı.
Ve bu katiller yüzünden Anıtkabir'e Ata'ya koştular.
Şimdi "Ne Ergenekon"u diyorlar.
Ne de güzel propaganda yapıyorlar.
Katilleri bize unutturuyorlar.
İç savaş çıkıyormuş...
Binlerce çocuk ölüyormuş...
Kadınlara tecavüz patlıyormuş...
Kimsenin umurunda değil.
Her şey kabak gibi ortada.
Birileri bu memlekette ölümler istiyor.
Ölümü hissedemiyoruz ne hikmetse.
Ve ölüm...
Düştüğü yeri yakıyor.
Düşmeyince "Savaş naraları" atmak maalesef kolay geliyor!!!