Ecdadın ayak bastığı her yerde Osmanlı'ya ve onun torunlarına gösterilen saygı ve sevgiye hiçbir ülkenin kavuşması mümkün değil. O yüzden sosyal medyada dolaşan videolarda Papazların, hahamların yaptığı "Osmanlı döneminde en huzurlu günlerimizi yaşadık" şeklindeki açıklamalar boşuna değil.
Bugün siyasileriyle, iş adamlarıyla, sivil toplum örgütleriyle dünyanın her köşesine koşan bir Türkiye var. 100 yıl içeriye hapsedilen, dışarıya çıkması terörle, iç gerilimlerle engellenen Türkler, dünyanın en ücra köşesine gittiklerinde artık hasretle karşılanıyor.
"Nerede kaldınız" diye sitemler eşliğinde hem de. 600 yıl üç kıtada at koşturan, gidemediği yerlerde bile adalet dağıtan, insan ve hayvan hakları için çırpınan bir ecdadın oluşturduğu sevgi dolu kalpler şimdi Türkiye'ye dünyanın her yerinde bir gönüllüler ordusu olarak geri dönüyor. Böyle bir yumuşak güç bugün yeryüzünde hiçbir ülkede yok.
Yıllarca bu ülkeyi vesayetlerle yönetenlere alkış tutup, darbeci geçinen şakşakçı yazarlarımız, entellerimiz sütunlarından Batı hayranlığını sele dönüştürüp, methiyeler düzdüler.
Paris'te içtikleri şarapları bile "Aahh Şanzelize" diye göklere çıkararak anlattılar. Bugün o Batı'dan dünyanın her yerinde neden nefret edildiğini tek kelime bile anlatmadılar.
Hala utanmadan bu aziz milletin seçtiklerine saldırıp, ölümlerinden bile medet umacak kadar raydan çıkan bu zavallı ittihatçı kafalar, çok sevdikleri Batı'nın milyonlarca insanı katlederek kurduğu sömürge imparatorluklarını öve öve bitiremedi.
Ecdadından nefret eden bir nesil yetiştirilmesi için kalemlerinden kin ve nefret damlatırken, zalim Batı başkentlerine sürekli aşk öpücükleri gönderdiler.
Haydi gelin tarihte bir sörf yapalım.
Ecdadın bugün tüm dünyada saygı ve sevgi coşkusuyla neden anıldığını hep birlikte hatırlayalım. Cihan imparatoru Kanuni Sultan Süleyman, Topkapı Sarayı'nın bahçesindeki ağaçları kurutan karıncaları ilaçla itlaf etmek istedi. Ancak dini açıdan sakıncası olup olmadığını dönemin Şeyhülislamı Ebussuud Efendi'ye edebi bir beyitle sordu: "Dırahtager ziyan etse karınca / Günahı var mıdır anı kırınca?" Şeyhülislamın cevabı ise Osmanlı adaletinin yaşama hakkına bakışını haykırdı:
"Yarın Hakkın divanına varınca / Süleyman'dan hakkın alır karınca." Karıncaların öldürülmesine izin verilmedi. Kanuni bir sefer dönüşü ordusuyla geçerken, askerlerin ekinlerini çiğnediğini gören bir köylü kızı kızgınlıkla padişahın karşısına çıktı."Hakkımı kadı önünde arayacağım" dedi.
Kanuni, tebessüm ederek yanındakilere döndü ve "Biz adalet dağıttığımız sürece bu tebaa yıkılmaz" diyerek kıza hak ettiği tüm tazminatı eksiksiz hatta fazlasıyla ödetti. Bursa Kadısı Molla Fenari, bir dava için şahitlik yapmak üzere mahkemeye gelen Padişah Yıldırım Bayezid'in şahitliğini kabul etmedi.
Gerekçe olarak padişahın cemaatle namaz kılmadığını, bu yüzden adalet huzurunda güvenilirliğinin zedelendiğini söyledi. Bir hükümdarın şahitliğinin bir kadı tarafından reddedilmesi üzerine Bayezid bu karara sessizce boyun eğip sarayının yanına cemaatle namaz kılmak için cami yaptırdı.
İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, yaptıracağı caminin sütunlarını izinsiz kestiği gerekçesiyle Rum mimar Atik Sinan'ın elini kestirdi.
Mimar, İstanbul'un ilk kadısı Hızır Bey'e padişahı şikayet etti.
Kadı, kısas hükmü gereğince Padişahın elinin kesilmesine karar verdi. Fatih hiç itiraz etmeden kolunu uzattı. Rum mimar adalet karşısında büyülenerek davadan vazgeçti. Fatih de mimara hayat boyu maaş bağladı. Osmanlı'nın Balkanlar'daki fetihleri sırasında bir sancak kadısı, düşman tarafından esir alındı.
Düşman komutanı, kadının önüne haksız bir toprak davası koyarak kendi lehlerine karar vermesini, aksi takdirde öldürüleceğini söyledi. Kadı, canı pahasına hukuku çiğnemedi. Esir olduğu halde kendi aleyhine, yerli halkın ise lehine karar verdi. Bu dik duruş, düşman komutanının bile adalete saygı duymasını sağladı. Bir Müslüman ile bir Hristiyan kavga etti. Müslüman, Hristiyan tebaayı hakaret ederek yaraladı.
Mahkeme Müslümana, bir gayrimüslime saldırdığı ve kamu düzenini bozduğu gerekçesiyle ağır bir hapis ve tazminat cezası verdi. Örnekler o kadar çok ki, sayfalar yetmez. Bugün Türkiye dünyadaki her gerilimde ve zulümde sürekli mazlumların ve haklının yanında yer alıyor. O yüzden bu ülkenin asla sırtı yere gelmez.
Osmanlı ve mazlumlar coğrafyasındaki gönüllüler ordumuz durmaksızın büyüyor. Unutturulan ecdadıyla kalplerde yeniden buluşan, her defasında zalimlerin karşısına dikilen, çığ gibi bir Türkiye geliyor inşallah.