Takvim aylardır yazıyor: Terörsüz Bölgeye takoz İsrail! Hakan Fidan uyardı: Artık bunu söylemek gerekiyor
Terörsüz Türkiye hedefine adım adım ilerlenirken "Terörsüz Bölge" hedefini sabote eden iki ana unsur, Suriye’de YPG’nin 10 Mart Mutabakatı'nı oyalayan manevraları ve İsrail’in bölgede artan müdahaleleri olarak öne çıkıyor... Takvim’in aylardır manşetleriyle deşifre ettiği bu kirli hamleler Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın net uyarılarıyla bir kez daha teyit edildi. Bakan Hakan Fidan, "Burada tabii İsrail'in Suriye'deki hareketliliği ile 'Kasad'ın (SDG) açıkçası isteksizliği arasında bir ilişki var, bir orantı var. Bunu artık söylemek gerekiyor. Bu YPG'nin tek başına aldığı bir karar değil." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin "Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge" hedefinin önündeki takoz Suriye'de PKK/YPG'nin sergilediği oyalama taktikleri ve İsrail'in bölgede artan müdahaleleri olarak öne çıkıyor.
ÖNCE MUTABAKAT SONRA İSRAİL'İN GAZIYLA MANEVRA!
10 Mart'ta Şam'la mutabakat imzalayan YPG, anlaşmanın gereğini yerine getirmiyor. YPG/PKK elebaşlarından Mazlum Kobani kod adlı Ferhat Abdi Şahin ve diğer YPG elebaşları, çeşitli manevralarla Suriye devletine entegre olmaktan kaçıyor.
Mazlum Abdi ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara
Örgüt, elinde tuttuğu petrol ve enerji sahalarını Şam yönetimine devretmeyi reddediyor.
Bir dönem "Suriye'nin bütünlüğüne bağlıyız. Tek ordu, tek devlet" açıklamaları yapan Abdi Şahin, İsrail'den aldığı destekle bu söylemini değiştirerek "adem-i merkeziyetçilik" adı altında özerklik talep etmeye başladı. İsrail basınında boy gösteren Abdi, Şam'a yönelik meydan okuyan açıklamalar bile yaptı.
Dışişleri Bakanı Hakan Finda Al Jazeera Arapça’ya konuştu (Fotoğraf: AA)
TAKVİM YAZDI BAKAN FİDAN UYARDI: ARTIK SÖYLEMEK GEREKİYOR
Takvim, aylardır YPG–İsrail hattındaki gizli eşgüdümü ve İsrail'in terörsüz bölge çabalarına koyduğu takozu manşetlerine taşırken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da konuyu açık biçimde dile getirdi:
Katar merkezli Al Jazeera Arapça'ya konuşan Bakan Fidan, hem Gazze'deki soykırım hem de Suriye'deki İsrail kaynaklı hareketlilik üzerine kritik mesajlar verdi.
"ULUSLARARASI SİSTEMİN ORTAYA KOYDUĞU ANLAŞMALARA SADIK KALIN"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail'in Suriye'de hareketliliği ile Suriye'de SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG'nin "isteksizliği" arasında bir orantı olduğuna işaret ederek "İsrail, Suriye ile belli bir anlaşma zeminine geldiği gün YPG'nin de geleceğini göreceksiniz."dedi.
Suriye ile İsrail arasında güvenlik anlaşması olup olmadığına ilişkin söylemlere ve Suriye'nin bu konudaki seçeneklerine dair Fidan, şunları kaydetti:
"Bunun barış yoluyla çözülmesi lazım. Uluslararası toplumun, Birleşmiş Milletlerin tanıdığı sınırlar ortada. Kimse, kimsenin sınırına mütecaviz olmamalı. İsrail'in Birleşmiş Milletler tarafından tanınan sınırı belli, Suriye'nin belli. Bunun ötesine geçtiğiniz zaman, sırf elinizde güç var, benim arkamda da destek var, ben bununla yaparım dediğiniz zaman şimdilik size tarih bir fırsat sunar. Ama yarın bir gün güç başkasının eline geldiği zaman, aynı mukabele size yapılır. Kimse sizin sınırınızı tanımaz bu sefer. Onun için vakit varken gelin, uluslararası sistemin ortaya koyduğu anlaşmalara sadık kalın."
lmanya'nın Köln kentinde terör örgütü PKK/YPG yandaşlarının düzenlediği eylemde İsrail bayrağı açıldı (2024, AA, Takvim.com.tr Arşiv)
Fidan, eğer İsrail kendisine Suriye'den tehdit olduğunu düşünüyorsa, bölge ülkelerinin bir araya gelerek bunu görüşebileceğini belirterek "Ama şu anda Suriye yönetiminin İsrail için bir tehdit olduğuna ilişkin bir emare, bir veri kimsede yok. İsrail'in tehdit olarak gördüğü konularla da Suriye yönetiminin uğraşmadığına ilişkin bir veri de yok. Biz burada aslında bir ön alıcı tavrın, bir yayılmacılığın, maksimalist bir tavrın olduğunu görüyoruz açıkçası." ifadelerini kullandı.
"İSRAİL'İN SURİYE'DEKİ HAREKETLİLİĞİ İLE 'SDG'NİN İSTEKSİZLİĞİ ARASINDA BİR İLİŞKİ VAR"
Suriye'de SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG ile Suriye hükümeti arasında varılan 10 Mart mutabakatına ve henüz bu anlaşmanın uygulanmamasına ilişkin Fidan, "Burada tabii İsrail'in Suriye'deki hareketliliği ile 'Kasad'ın (SDG) açıkçası isteksizliği arasında bir ilişki var, bir orantı var. Bunu artık söylemek gerekiyor. Bu YPG'nin tek başına aldığı bir karar değil."dedi.

Fidan, Suriye hükümetiyle meselenin çözülmesi yolunda 10 Mart'ta bir mutabakat imzalandığını ve o dönemde her şeyin iyi olduğunu hatırlatarak, "Amerikalılar, biz, Suriyeliler yani herkes memnundu. Bu yolda gidilecekti. Ama şimdi daha farklı işaretler ve sinyaller aldığı için İsrail'den, YPG'nin gerekli adımları atmaktan imtina ettiğini görüyoruz."diye konuştu.
Şam yönetimi ile PKK/YPG arasındaki sorunların diyalog yoluyla çözülmesini umduğunu dile getiren Fidan,"Suriye Kürtleri de rahat eder, Araplar da rahat eder, herkes rahat eder. Yani görmek istediğimiz tablo bizim bu huzur ve barış sınırlarımızın ötesinde, Suriye halkı için. Ama bölge dışı aktörlerin oyunlarına gelerek onlardan birtakım işaretlerle politika belirlemek de iyi bir şey değil."ifadelerini kullandı.
"İSRAİL, SURİYE İLE ANLAŞMA ZEMİNİNE GELDİĞİNDE YPG DE GELECEK"
Fidan, "SDG" ile İsrail arasında bir eşgüdüm olup olmadığına ilişkin soruya, "Tabii, yani İsrail, Suriye ile belli bir anlaşma zeminine geldiği gün YPG'nin de geleceğini göreceksiniz." şeklinde yanıt verdi.
"SDG" ile Suriye hükümeti arasında bir anlaşma sağlanamadığı takdirde olasılıklara ilişkin Fidan, "Umarım bir çatışma olmaz. Dediğim gibi yani çatışma kimsenin faydasına değil. Sivil halk ondan mustarip oluyor. İnşallah olmaz, inşallah YPG/PKK yani kendine düşen sorumluluğu yapar. Şu anda ortada bir plan var, silahlı unsurların tek çatı altında toplanması, ulusal ordu altında toplanmasına yönelik. İnşallah bu noktada mesafe kat edilir. İnşallah tekrar bir savaş görmeyiz."dedi.
TAKVİM'İN MANŞETLERİ
Takvim aylardır İsrail-YPG hattındaki kirli eş güdüme dikkat çeken manşetlere yer verdi.. YPG'nin İsrail güdümlü adımları, Şam'la yapılan mutabakatı sabote eden tutumu ve terörsüz bölge hedefine koyulan dış kaynaklı engeller ABD'nin ikircikli çıkışları defalarca gözler önüne serildi.
İşte manşetlerden öne çıkanlar:
"ONURLU BİR ÇIKIŞ YOLU MU KANTON MU?"
Öte yandan Sabah Yazarları Okan Müderissoğlu ve Mahmut Övür SDG'nin hareketliliğine ilişkin yazılar kaleme aldı.
Övür şu ifadeleri kullandı:
"Sanki tarih bir kez daha tekerrür ediyor gibi... Çok değil 10 yıl önce topluma umut veren"Çözüm Süreci", "sosyalist"Kandil, YPG ve HDP zihniyetinin ABD destekli Suriye'de "kanton devrimi" hayaline kapılmasıyla heba edildi ve bu ülke büyük bedeller ödedi. Hendek tuzağıyla onlarca şehit verildi, ülke ekonomisi de toplum psikolojisi de büyük zarar gördü.
Bu kara tablodan devleti yöneten AK Parti ve ortağı MHP büyük ders çıkardı ki, 10 yıl sonra sadece içeride değil, Irak ve Suriye'de de en güçlü olduğu bir zamanda bir daha ölümler olmasın diye "Terörsüz Türkiye"projesini devreye soktu ve "onurlu bir çıkış yolu" önerdi. Milliyetçiliğin merkez partisi MHP lideri, gövdesini taşına altına koydu ve o tarihi çağrı yaptı.
Ama buna karşı ne yazık ki bu kara tablodan, bırakın ana muhalefet partisi CHP'yi, siyaseten CHP'nin ikizi olan ve"celladına âşık"diye bizzat CHP tarafından suçlanan PKK ile siyasi ayağı DEM Parti çevresi ise bir ders çıkarmadığı gibi hâlâ "sosyalist devrim"hayaliyle tarihin yanlış tarafında duruyor ve bir kez daha tekerrür etmesinin önünü açıyordu.
İSRAİL'E YANAŞAN SDG
Oysa önlerinde Suriye'yi diğer halklarla birlikte yönetme şansı var ve küresel konjonktür de buna çok uygun. Rusya ve İran etkisinin azaldığı, düne kadar maaş veren, silahlandıran ABD'nin bile "mecburen" istikrarlı bir Suriye istediği bir dönemde, yüzünü Türkiye'ye değil siyonist İsrail'e dönmek tarihin akışına ters düşmekten başka bir şey değil.
Üstelik bölge de dünya da yeni bir dönüşümün eşiğindeyken ve dünyanın merkezinin Doğu'ya kaydığı, Türkiye'nin de merkez ülke olduğu bir dönemde.
Bu yüzden Başkan Erdoğan, "terörsüz bölge" tezinde ısrar ediyor ve Türk, Kürt ve Arap birlikteliğine vurgu yapıyordu. Aynı ısrarı 10 Mart Mutabakatı'na uyulması konusunda da yapıyor ve SDG yönetimini uyarıyordu:
"10 Mart Mutabakatı'nın altında imzası olanlar tarafından ahde vefa ilkesi gereğince hayata geçirilmesi önemli bir düğümü çözecektir. Türkler, Araplar, Kürtler, Türkmenler, Sünniler, Nusayriler omuz omuza verecek, Suriye'yi birlikte ayağa kaldıracak, birlikte imar ve inşa edeceğiz."
İşin garip tarafı Kandil, DEM Parti ya da SDG dâhil hiçbiri Suriye'deki köklü değişimi görmüyor ya da görmek istemiyordu. Böyle giderse bu körlükleri ve dirençleri Kürtlere de bölgeye de büyük zarar verecek.
HEBA EDİLMEMELİ
Türkiye'den yükselen uyarıları duymadıkları gibi Amerikalıların söylediklerine de kulakları tıkalı. Türkiye Büyükelçisi ve Trump'ın Suriye temsilcisi Tom Barrack, zaman zaman gelgitler yaşasa da şu söylemi hiç değişmedi:
"Aynı şeyi Suriye'de de yaptık. Yani SDG bir tür YPG ya da PKK, bırakalım birbirleriyle baş etsinler. Özerk olabilirler. Kendi kültürleri var, kendi dilleri olabilir, kendi okulları olabilir, hatta kendi yerel orduları bile olabilir. Sorun şu ki bu durum, Yugoslavya'da olduğu gibi Balkan'laşıyor. Orada da aynı şeyi yaptık. 'Yani tek bir federal model üzerinde anlaşamıyoruz, o hâlde yediye bölelim.' Bu da yaklaşık bir nanosaniye sürüyor ve birbirleriyle savaşmaya başlıyorlar. Irak'ta olan buydu."
PKK çevresinin ilgiyle izlediği ve ABD'nin nabzını tutmasıyla bilinen gazeteci Amberin Zaman da benzer bir uyarı yapıyor:
"Şunu iyi anlamamız lazım. Artık Amerika'nın ve diğer dış dünyanın işbirliği arayacağı, meşru saydığı yeni bir yapı, bir hükümet var Şam'da. Ve o ilişki en önde tutulan ve öncelenen bir ilişki artık."
İşin sırrı siyasete inanmakta ve samimiyette... Eğer gerçek bir kardeşlikten, birlikte yaşamaktan söz ediliyorsa 100 yıl önce yaşanan güvensizliğe değil, bin yıl önce kurulan Türk-Kürt ittifakına güvenilmeli ve ona yakışan bir siyaset yürütülmeli."

"SDG'YE SON ÇIKIŞ YOLU GÖSTERİLDİ"
Müderissoğlu ise yazısında şu ifadelere yer verdi:
Terörsüz Türkiye sürecinde en güncel mesele, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında ABD tarafından örgütlenen yapının ne olacağı! Terör örgütü PKK-YPG'nin Suriye kolu olan bu silahlı unsurların akıbeti, Türkiye açısından aynı zamanda"milli güvenlik" riski. Ankara, sınırlarının hemen bitişiğinde, Türkiye'ye yönelebilecek devlet dışı silahlı organizasyonu asla kabul etmeyeceğini, gerekirse "askeri seçeneği"göze alabileceğini muhataplarına iletmiş durumda. SDG'ye askeri müdahale Türkiye'yi, ABD ile karşı karşıya getirebilir. Böyle bir durum SDG'yi iyice İsrail'in kucağına da itebilir! Tam da bu nedenle elimizdeki referans belgesinin hayata geçmesi, birinci tercih olmayı sürdürüyor. Suriye yönetimi ile SDG arasında imzalanan 10 Mart 2025 tarihli mutabakat zaptı kapsamında, "SDG'nin kontrolündeki silahlı güçlerin Suriye Milli Savunma Bakanlığı'na entegrasyonu ile gümrük sahaları ve sınır kapılarının merkezi hükümete devri"gerekiyor ve tanınan süre ay sonunda doluyor!
SDG, kendi perspektifinden "10 yıllık kazanım" diye baktığı silah destekli hakimiyetinden hemen vazgeçmeyeceğini, Şara yönetimine henüz güvenemediğini, Nusayriler ve Dürzilerle yaşanan lokal çatışmalardan kaygı duyduğunu ileri sürüyor. Bir bakıma bahanelerini sıralayarak zamana oynuyor!
Ancak, SDG söz konusu olduğunda ne Öcalan ne Kandil ne de Mazlum Abdi... Türkiye'nin konuştuğu tek merkez ABD! Hâlihazırda Washington'un, SDG'ye telkin hatta baskıda bulunduğunu gösteren güçlü sinyaller alınıyor. Zira, Şam ile SDG'nin ciddiyet kazanan bir formül üzerinde uzlaşmaya varması ihtimal dahilinde. Bu nedenle entegrasyon için "Aralık sonu" denilmesine rağmen dinamik süreç farklı bir tarihe de evrilebilir!
Eldeki sıcak bilgiler de teyit ediyor ki... ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) uzun süre sonra ilk kez devrede ve artık onlar da üniter yapıyı önceliyor. SDG'nin hamisi konumundaki ABD askeri aklının geldiği aşama elbette Türkiye açısından mühim. Lâkin bir hususun altını çizmek durumundayız. Nedir o?"PKK ve türevlerinin, dükkânı Kandil'de kapatıp Rojova'da yeniden açması"gibi bir plâna kesinlikle müsamaha gösterilemez. Nitekim, SDG'nin, "Merkezi orduya katılayım ama komuta bende olsun" hesabı, yani paralel ordu kurma niyeti son 9 ayda yalnızca kriz çıkardı.
Peki, SDG için nasıl bir çıkış stratejisi söz konusu olabilir?
Türkiye'nin yakından takip ettiği, müzakeresi tamamlanmakta olan formül şöyle özetleniyor:
"SDG'nin kontrol ettiği silahlı unsurların yüzde 75'inin Suriye ordusuna, yüzde 25'inin de asayiş unsuru olarak Suriye polis gücüne entegre olması!"
Bu arada Türkiye'nin, milli güvenlik perspektifini pekiştirecek, aynı zamanda Suriye'nin kuzey doğusundaki nüfusun kaygılarını giderecek şekilde bir inisiyatif geliştirmesi de mümkün. Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul'da DEM Parti'nin düzenlediği toplantıya SDG şemsiyesi altında İlham Ahmed'in gönderdiği mesaja, ihtiyatlı tutumla pencere açılması da bir olasılık. "Türkiye'ye tehdit değiliz. Bizimle diyalog kurulsun. Türkiye, sahada yanımızda dursun!"
Yazımıza, Terörsüz Türkiye ile başladık. O bağlamda iki konuyla bitirelim.
1- Silahlı unsurlarını Türkiye dışına çıkaran, Zap ve Metina'yı boşaltan, silah depoları ve mağaraların yerini gösteren PKK'lıların, kademe kademe Kuzey Irak'taki tüm vadilerden çıkarak silahlarını teslim etme süreci iyice şekilleniyor.
2- Meclis Komisyonu'nun önümüzdeki birkaç hafta içinde raporunu tamamlaması bekleniyor. Rapordaki en önemli başlıkların Eve Dönüş Yasası ve İnfaz Düzenlemesi olacağını, cezaevlerindeki 4 bin 200 PKK-KCK'lının durumunun da ele alınacağını belirtelim."






