Dışişleri Bakanlığı'ndan Suriye ve Kıbrıs açıklaması
Dışişleri Bakanlığı kaynakları Türkiye'nin Kıbrıs meselesinde yürüttüğü politikalarından taviz vermediğini hatırlatarak "Türkiye, Ada'da iki halk ve iki devlet olduğunu vurgularken, BM Genel Sekreteri'nin de sahadaki gerçekliklere göre tavsiyelerde bulunması memnuniyetle karşılanıyor" ifadelerini kullandı. Ankara'nın, Avrupa Birliği (AB) dahil üçüncü taraflardan beklentisi, "Birlik dayanışması kisvesi altında" Rumları desteklemeyi bir yana koyup, BM Genel Sekreteri'ni desteklemesi. Öte yandan Suriye konusunda da açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanlığı kaynakları Türkiye'nin, Suriye'nin ihtiyaç duyduğu birçok alanda karşılıklı anlaşmalar çerçevesinde Şam'a destek verebileceğini belirtti.

Cenevre'de martta düzenlenen Kıbrıs konulu toplantıda, ilk defa federal modelin gündeme alınmaması, 60 yıllık Kıbrıs meselesinde yeni bir noktaya gelindiğini ortaya koydu.
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Cenevre'de 27-29 Nisan 2021'de düzenlenen gayriresmi 5+BM toplantısında, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar başkanlığındaki Kıbrıs Türk tarafı, iki toplumlu ve iki kesimli federasyon modelinden desteğini çektiğini açıkladı ve Kıbrıs meselesinin çözümüne dair yeni vizyonunu (iki devletli çözüm vizyonu) ortaya koydu.
Türkiye tarafından da tam destek verilen söz konusu vizyon çerçevesinde, yarım asırdır denenen federasyon temelli müzakere süreçlerinin bugüne kadar Ada'ya çözüm getiremediğine ve Ada'da halihazırda iki ayrı devlet ve iki ayrı toplum bulunduğu gerçeğine işaret ediliyor.
Kıbrıs meselesine Ada'nın gerçeklerine uygun, adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm bulabilmenin yolunu açacak resmi müzakerelerin başlatılabilmesi için öncelikle Kıbrıs Türklerinin özden gelen haklarının (egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü) uluslararası toplum tarafından tescil edilmesi gerektiği vurgulandı.
Ocak 2024'te Kolombiya eski Dışişleri Bakanı Maria Angela Holguin Cuellar'ın BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusundaki Şahsi Temsilcisi olarak atanmasına, Holguin'in görev tanımının Ada'daki iki taraf arasında yeni resmi çözüm müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin ortak zemin bulunup bulunmadığının araştırılmasıyla kısıtlı tutulması ve görev süresinin 6 ayı aşmaması şartıyla Kıbrıs Türk tarafıyla istişare edilerek onay verildi.
Bu süre zarfında Ada'da temaslarda bulunan Holguin, görev süresi sonunda (Temmuz 2024) BM Genel Sekreteri'ne bir rapor sundu, ancak raporun içeriği kamuoyuyla veya taraflarla paylaşılmadı.
15 Ekim 2024 tarihinde New York'ta gerçekleştirilen gayriresmi üçlü akşam yemeğinde kararlaştırıldığı üzere BM Genel Sekreteri'nin ev sahipliğinde Ada'daki iki tarafın liderlerinin, Dışişleri Bakanlarının ve İngiltere Devlet Bakanı'nın katıldığı genişletilmiş formatlı gayriresmi toplantı, 17-18 Mart tarihlerinde Cenevre'de gerçekleştirilirken, söz konusu toplantıda, ilk defa federal model gündeme alınmadı; telaffuz dahi edilmedi.
Bu itibarla, Cenevre'deki toplantı 60 yıllık Kıbrıs meselesinde yeni bir noktaya gelindiğini de ortaya koyarken, toplantıda, Kıbrıs Türklerinin tezleri doğrultusunda ve Ada'daki taraflar arasında Kıbrıs meselesinin nihai çözümü bağlamında ortak zeminin bulunmadığı mevcut ortamda, BM Genel Sekreteri'nin de isteği üzerine, Ada'daki iki halka da yarar sağlayabilecek işbirliği alanlarının keşfine odaklanıldı.
Taraflar arasında Ada'da iki halkın günlük yaşam kalitesini artıracak bir dizi işbirliği alanı üzerinde durulurken, bu çerçevede liderler, yeni geçiş noktalarının açılması, Ada'nın mayınlardan arındırılması, çevre ve iklim değişikliği, Ara Bölge'de güneş enerjisinden elektrik üretimi, mezarlıkların restorasyonu ve gençlik konusunda bir teknik komitenin kurulması konularında ilerleme sağlanması üzerinde mutabık kaldı.
TÜRKİYE'NİN TAVİZSİZ KIBRIS POLİTİKASI
Bu alanlara ilaveten önümüzdeki döneme ilişkin bir takvim üzerinde de anlaşmaya varıldı ve bu çerçevede temmuz sonunda benzer bir formatta, ikinci bir gayriresmi toplantının düzenlenmesi kararlaştırıldı.
Bu toplantı kapsamında taraflar yeniden bir araya geldiğinde anılan işbirliği alanlarında kaydedilen gelişmelerin ele alınması planlanıyor ve BM Genel Sekreteri'nin bu bağlamda bir Şahsi Temsilci ataması öngörülüyor.
Türkiye'nin Kıbrıs meselesinde yürüttüğü tavizsiz politikaların neticesinde bu noktaya gelinmesi önem taşırken, Kıbrıs sorununun bugüne kadar çözümsüz kalması Rum tarafının, siyasi ve ekonomik kaynakları Kıbrıs Türkleriyle paylaşma düşüncesini sindirememesinden kaynaklanıyor.
Türkiye, Ada'da iki halk ve iki devlet olduğunu vurgularken, BM Genel Sekreteri'nin de sahadaki gerçekliklere göre tavsiyelerde bulunması memnuniyetle karşılanıyor.
Ankara'nın, Avrupa Birliği (AB) dahil üçüncü taraflardan beklentisi, "Birlik dayanışması kisvesi altında" Rumları desteklemeyi bir yana koyup, BM Genel Sekreteri'ni desteklemesi.
SURİYE KONUSU
Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Suriye'nin Beşşar Esed rejiminin devrilmesiyle yeni bir döneme girdiğini belirterek, Suriye halkının bir yandan 14 yıllık ihtilafın yaralarını sarmaya çalışırken, diğer yandan da kendi öncülüğü ve sahipliğinde geleceğini belirlemek üzere siyasi geçiş sürecini yürüttüğünü ifade etti.
Suriye yönetiminin bölgesel ve uluslararası topluma entegre olmak amacıyla atmakta olduğu adımların ve kendi ülkesini güven, istikrar ve refaha kavuşturma çabasının desteklenmesinin önem taşıdığını vurgulayan kaynaklar, Suriye'yi ve bölgeyi istikrarsızlık riskinden arındırmanın yolunun, ülkenin karşı karşıya olduğu yaptırımların kaldırılması dahil daha fazla destek ve daha yoğun angajmandan geçtiğini aktardı.
Kaynaklar, Türkiye'nin, rejimin devrilmesini takip eden dönemde öncelikle bölge ülkeleri ile Suriye yönetimi arasında bir angajman ve ortak anlayışın gelişmesi için yoğun çaba sarf ettiğinin altını çizerek, şunları kaydetti:
"Bu gayretler, ABD dahil diğer önemli paydaşları da kapsayan temaslar ve toplantılarla devam etmiş, uluslararası toplum ile Suriye yönetimi arasındaki angajmanın ilerletilmesi desteklenmiştir. Türkiye'nin Suriye politikasının belkemiğini, ülkenin toprak bütünlüğü ve birliğinin korunması suretiyle ulusal uzlaşının sağlanması, terör unsurları temizlenerek ülkede güvenlik ve istikrarının tesis edilmesi ve yaptırımların kaldırılması suretiyle Suriye'nin yeniden inşasının temin edilmesi oluşturmaktadır."
Dışişleri kaynakları, Türkiye'nin, bu amaçlara ulaşılması konusunda tarihi bir fırsat yakalayan Suriye yönetimini ve halkını koşulsuz şekilde destekleme yönünde tutum benimsediğine işaret etti.
"KONSOLİDASYON SÜRECİNİN YAKINDAN TAKİBİ SÜRDÜRÜLÜYOR"
Suriye sahasındaki duruma bakıldığında, ülkenin güneyindeki askeri hareketliliğin kısmen durulduğunun görüldüğünü belirten kaynaklar, ülkenin güneyindeki silahlı grupların yeni orduya entegrasyonu yönündeki çalışmalara başlandığının açıkladığını aktardı.
Kaynaklar, bununla birlikte, tabiatıyla, zaman zaman baş gösteren kışkırtma ve provokasyonların etkisiyle münferit çatışmalar yaşandığını hatırlatarak, şunları ifade etti:
"Sahadaki önemli gelişmelerden birini ABD'nin askeri mevcudiyetini azaltmak suretiyle konsolidasyona gideceğini açıklaması teşkil etmiştir. ABD, konsolidasyona yönelik belirli bir takvim açıklamamış olup, süreci sahadaki durumun değerlendirilmesi temelinde aşamalı bir şekilde ilerletmeyi öngörmektedir. Bu esnada da Suriye ile Irak arasında hem sınır güvenliğinin sağlanması hem terörle mücadele bağlamında iş birliği tesis edilmesini teşvik etmektedir. Bu konsolidasyon sürecinin yakından takibi sürdürülmektedir."
SURİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜN VE BİRLİĞİNİN KORUNMASI
"Şam'daki yönetim ile 'SDG' arasında imzalanan mutabakat kapsamındaki temas trafiği devam etmektedir. Öte yandan, PYD ile KDP çizgisindeki partiler tarafından oluşturulan Suriye Kürt Ulusal Konseyinin de katılımıyla Kamışlı'da 26 Nisan 2025 tarihinde 'Kürt Birlik ve Tutumu' adlı bir konferans düzenlenmiştir." ifadelerini kullanan kaynaklar, Suriye yönetiminin, bu konferansta verilen mesajların varılan mutabakata uygun olmadığı yönünde açıklama yaptığını anımsattı.
Kaynaklar, Suriye'nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunmasının, Türkiye'nin olduğu gibi Suriye yönetiminin de temel önceliğini teşkil ettiğini belirtti.
Kaynaklar, anayasa bildirgesinde de açıklandığı üzere, bu hedefin merkezi bir idare etrafında ve Suriye'nin tüm unsurlarına eşit vatandaşlık hakkı verilmesi suretiyle sağlanmasının önem taşıdığına dikkati çekti.
Türkiye'nin, hazırlanacak Suriye Anayasası'nın ve Suriye yönetiminin ülkedeki bütün etnik gruplara ve inanç gruplarına eşit imkanları sağladığı bir ortam görmek istediğini vurgulayan kaynaklar, şunları ifade etti:
"Türkiye, Suriye'deki vatandaşların anayasal garanti temelinde eşit hak ve özgürlüklerden istifade edebildikleri, kendi kimliklerini ve inançlarını çekinmeden, güvence içinde ortaya koydukları bir sistemi engelleyecek hiçbir girişimi kabul etmemektedir. Suriye'de terör unsurları ve ayrılıkçı hareketlerle mücadele Suriye yönetiminin asli sorumluluğunu oluşturmaktadır. Bu sorunların Suriye yönetiminin tercih ettiği yöntem temelinde aşılmasına imkan tanınması için Türkiye olarak gerekli alan sağlanmıştır. Türkiye'nin temennisi, terör örgütüyle iltisaklı oluşumların siyasi ve askeri düzlemde etkin olmalarının önünün kesilmesi suretiyle Suriye yönetimi ile 'SDG' arasında varılan mutabakatın uygulanmasıdır. Aynı zamanda, PKK'nın örgüt olarak yapılan çağrıya bir an evvel olumlu cevap vermesi, silahlarını bırakması ve bölgede normale dönüşün önünde engel oluşturmaktan çıkması beklentisi mevcuttur."
Kaynaklar, Türkiye'nin Suriye'nin toprak bütünlüğünü hedef alan, egemenliğini zedeleyecek, Suriye'de merkezi otorite dışında silah taşıma imkanı verecek ve terör örgütlerinin devamını sağlayacak hiçbir girişimi kabul etmediğini hatırlattı.
Suriye'de terör örgütü PKK ve uzantılarının kendilerini lağvetmemesi halinde, terör örgütünün sistem dışına çıkarılmasının başka yollarla sağlanması için gerekli irade ve imkanın bulunduğuna işaret eden kaynaklar, terörle mücadele bağlamında, 9 Mart'ta Amman'da Suriye ve dört komşu ülkenin Dışişleri ve Savunma Bakanları ile İstihbarat Başkanlarının bir araya geldiği toplantı gerçekleştiği ve toplantıya Türkiye'yi temsilen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın'ın iştirak ettiği bilgisini paylaştı.
Kaynaklar, söz konusu toplantıda bölgesel sahiplenme ilkesi temelinde ve mevcut uluslararası çabaları da destekleyecek şekilde, terörizmle mücadele amacıyla müşterek bir operasyon merkezi kurulması üzerinde mutabık kalındığını aktararak bu hususta muhataplarla temaslar ve teknik çalışmaların ilgili kurumlarla eş güdüm içerisinde yürütüldüğünü ve toplantının gelecek dönemde yapılmasının planlandığını kaydetti.
Ayrıca, Suriye'nin, güvenliğiyle ilgili sorun görürse herhangi bir ülkeyle bir anlaşma yapmayı tercih edebileceğine işaret eden kaynaklar, Türkiye'nin de Suriye'nin ihtiyaç duyduğu birçok alanda karşılıklı anlaşmalar çerçevesinde Suriye'ye destek verebileceğinin altını çizdi.
Kaynaklar, bu çerçevede Ankara'nın bölgede kendi güvenlik ve tehdit değerlendirmelerine göre Suriye'yle ikili iş birliğine hizmet edecek her türlü konuyu ele almaya açık olduğunu belirtti.
SURİYE'YE YÖNELİK YAPTIRIMLARIN KALDIRMASI ÇALIŞMALARINA DEVAM EDİLİYOR
Suriye'deki siyasi gelişmeler açısından, 29 Mart'ta teknokrat ağırlıklı geçiş kabinesinin oluşturulmasının ardından Bakanlıkların üst düzey yönetimine atamaların sürdüğü görüldüğünü aktaran kaynaklar, "Halk Meclisi üyelerinin belirlenmesine yönelik çalışmaların başlatıldığı da anlaşılmaktadır. Anayasa Bildirgesi'nde yer bulduğu üzere, Halk Meclisi üyelerinin üçte birinin Cumhurbaşkanı tarafından, geri kalan üyelerinin de Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek, iller bazında kurulacak Komiteler eliyle belirlenmesi öngörülmektedir." ifadelerine yer verdi.
Kaynaklar, uluslararası düzlemdeki gelişmelere bakıldığında ise ABD'nin, Şam yönetimine mesafeli yaklaşan tutumunu muhafaza ettiğini ancak Şam'la belirli düzeyde angajmana da girdiğinin dikkati çektiğini vurgulayarak ABD'nin, angajmanını ilerletmek ve yaptırımları kaldırmak için Suriye yönetiminden güven artırıcı birtakım adımların atılmasını beklediğinin anlaşıldığı değerlendirmesini yaptı.
Türkiye'nin de müteaddit girişimleri neticesinde ABD, Avrupa Birliği (AB) ve İngiltere'nin uyguladığı yaptırımların esnetilmesi ve yaptırım muafiyetlerinin sağlanması bağlamında önemli gelişmeler yaşandığını paylaşan kaynaklar, rejim dönemini hedef alan bu yaptırımların tamamen kaldırılması yönündeki çok yönlü çalışmaların sürdüğünü kaydetti.








