Özetle iki ülkenin çağrısının yaptırımının olmadığını, yani ateşkes çağrısına uymayan tarafa ne gibi bir yaptırım uygulanacağının belli olmadığını ve bunun Türkiye ile Rusya arasındaki mutabakatın zayıf tarafı olduğunu kaydetmiştim. Bununla birlikte Türkiye ile Rusya'nın gerek İdlib gerekse Fırat'ın doğusu gibi alanlarda bir mutabakat pratiğinin olduğunu, iki ülkenin vardıkları anlaşmalara tüm aksaklıklara rağmen sadık kaldıklarını kaydetmiştim.
Libya'daki tarafların da Türkiye ile Rusya'nın anlaşmak konusundaki ciddiyetlerinin farkında olduğu, dolayısıyla her ne kadar bir yaptırımı gözükmese de ateşkes çağrısının dikkate alınmasının beklendiği sonucuna varmıştım.
Yazı gazetede yayınlanmadan önce isyancı Hafter ateşkes çağrısına uymayacağını beyan etti. Hafter'in ateşkese uymayacağını beyan etmesi yazıda dile getirdiğim tezlerin tam aksi bir gelişmeydi ve erkenci bir yorumla yazıdaki en temel öngörünün çöktüğü söylenebilirdi. Ancak ateşkesin başlangıcına saatler kala Hafter Rusya'nın da baskısıyla ateşkesi kabul ettiğini açıkladı. Siyasetle ilgili, hele ki dış politikayla ilgili öngörüde bulunmak her zaman risklidir. 'Tutturdum' dediğiniz anda boşa çıkabilirsiniz veya boşa çıktığınız zannedilse de kısa sürede öngörülerinizin haklılığı ortaya çıkabilir.
Zaten işimiz kahinlik olmadığı için önemli olan 'tutturmak' veya 'tutturamamak' değil, siyasi öngörüde bulunurken ortaya koyduğunuz analitik düşünce biçimidir.
Öte yandan bir de mütemadiyen yanılanlar var. Yanılmalarının sebebi öngörülerinin 'tutmaması' değil, öngörülerinin analitik bir sistematiğe dayanmaması. Gelişmeleri sadece günlük çıkarlar üzerinden okuyorlar.
Söyleyeceklerinin kime yarayacağını düşünerek konuşuyorlar. Hatta çoğu durumda kendilerine şahsi çıkar sağlayacağını umdukları görüşleri dillendiriyorlar. Maalesef muhalefet partilerinin dış politikaya bakışları da böyle. Tam da bu nedenle kısa günde iki tane büyük öngörüsüzlük örneği gösterdiler. Kemal Kılıçdaroğlu 'İran'ın bir yolcu uçağını düşürmesine ihtimal vermiyorum' dedikten saatler sonra, İran'dan 'Uçağı biz vurduk' açıklaması geldi. Aynı odak 'Neden Libya'ya asker gönderiyoruz? Taraflara barış çağrısı yapalım' dedikten saatler sonra isyancı Hafter Türkiye ile Rusya'nın ateşkes çağrısını kabul etti. Tabii ki Türkiye'nin asker gönderme kararının ortaya koyduğu caydırıcılık olmasa ne Rusya ateşkes çağrısına yanaşırdı ne de Hafter ateşkesi kabul ederdi.
Muhalefetin hatası öngörülerinin tutmaması değil. Öngörüde bulunurken tek dayanak noktasının Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı olması. Hem içeride hem dışarıda siyaseti bir strateji dahilinde değil, AK Parti'nin karşıtlığına dayanarak yapması. Bu şekilde belki siyasi bir başarı elde edebilirler. İstanbul ve Ankara örneğinde olduğu gibi AK Parti'den belediyeleri alarak mevziler elde edebilirler. Ama ne Türkiye'nin dış politikasını ne de dinamik Türk toplumunu ne de İstanbul'u yönetebilirler.