Böylelikle seçim vaatlerinden birisini daha yerine getirecekti. Köşeye sıkıştığı bir dönemde de herkese istediğini yapmaya muktedir olduğu imajını verecekti.
Gerçekten de öyle oldu.
Trump bir başkanlık kararı ile ABD Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşınması talimatını verdi.
Ama işte öyle bir an gelir ki birisi çıkar, gerçeği haykırır ve tüm hesaplar bozulur.
Tam da öyle oldu, Cumhurbaşkanı Erdoğan tereddütsüz bir şekilde "Kudüs kırmızı çizgimizdir" diye haykırdı. Erdoğan, çıtayı öyle yükseğe çıkartmış oldu ki, İstanbul'daki İslam İşbirliği Teşkilatı'nın olağanüstü zirvesine katılan Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler istemeye istemeye Kudüs'ü Filistin'in başkenti olarak ilan eden karara imza attılar.
Evet, Kudüs tam anlamıyla bir kırmızı çizgi.
Dışa bağımlı ve diktatöryal Arap rejimleri için olmasa da Arap halkları için kırmızı çizgi. Ve tabii istediklerinden değil ama kitlelerin korkusundan, rejimlerinin meşruiyetini yitirip yıkılma endişesinden Kudüs'ü Filistin'in başkenti olarak tanıdılar.
Kudüs meselesi bir kez daha Birleşmiş Milletler gündemine taşındı.
Önce Güvenlik Konseyi'nde bir oylama gerçekleşti. ABD, 14 kabul oyuna karşı tek hayır veren üye oldu.
Türkçesi; veto hakkını kullanarak karar alınmasını engelledi.
Erdoğan'ın "Dünya Beşten Büyüktür" meydan okumasının haklılığını ortaya koydu.
Şimdi konu güvenlik konseyinden sonra genel kurula gelecek. Üçte iki çoğunluk ile karar alınabilir, böylece ABD'nin vetosu aşılabilir. Hal böyle olunca ne oldu dersiniz? ABD başkanı Trump'tan ses geldi: "ABD kararının lehine oy kullanan ülkelere mali yardımları durduracağız." Böylece Trump'ın saldırganlığını bir kez daha görmüş olduk. Oylama neticesinde hangi ülkelerin iradesinin satılık olduğunu da göreceğiz.
28 ŞUBATÇILAR HESAP VERMELİ
Gündemin yoğunluğu arasında kaybolup gitmesin! Dün 28 Şubat Darbesi davasından önemli bir gündü.
Davanın savcısı mütalaasını açıkladı ve 60 kişi için müebbet hapis istedi.
Hapsi istenenler arasında dönemin genelkurmay başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve Genelkurmay ikinci başkanı Çevik Bir var.
Bir zamanlar çok güçlülerdi.
Halkın kendilerine verdikleri silahları halka çevirdiler. Devletin ve milletin hizmetk‚rı olmak yerine haddi aşarak devlete ve millete istikamet çizmeye çalıştılar. Kısmen başarılı da oldular.
Ama hak yerde kalmaz, er veya geç adalet tecelli eder. Üzerinden yirmi yıl geçse de, sanıklardan dört tanesi hayatını kaybetse de, bir gün hesap sorulur ve sorulacaktır.
28 Şubatçılardan hesap sorulması için açılan dava şüphesiz iyi bir adım ancak yeterli değil! Sadece ordu içerisindeki cuntacıları yargılamak yetmez. Medyadaki, iş dünyasındaki, yargıdaki, adı sivil toplum örgütü olan zihni sivil olmayan darbecilerden de hesap sormak gerekiyor!
Başka 28 Şubat'lar ve başka 15 Temmuz'lar olmasın diye darbeciliği aklının ucundan, darbeye dolaylı veya dolaysız destek olan herkesten hesap sorulmalı, mahkeme önüne çıkartılmalı, cezalandırılmalı, rezil edilmeli.
CEVABI BELLİ SORU
Türkiye'nin rüzgar enerjisi üretimi son 10 yılda 146 megavattan 6 bin 500 megavata yükselmiş. Hükümet devirmeye çok meraklı çapulcu çevrecilerimiz ne derler?