Sultanahmet'te patlayan bombanın insani, siyasi ve iktisadi tarafı vardır. Ülkemizde konuk olarak bulunan turistleri hedef alması, dünya kamuoyunda yankı yaratıp Türkiye'ye hem siyasi hem de iktisadi darbe vurmak amaçlıydı. Sultanahmet neden turistlerin ilgisini bu kadar çekiyor? Öncellikle tarihi camilerin varlığından kuşkusuz. Hiç gitmeyenlerin bile bildiği camilerin dışında belki daha az bilinen ama onlar kadara ilginç denebilecek iki yapı daha vardır: Alman Çeşmesi ve Dikilitaş. Biz de size bu meydanı ve söz konusu o iki tarihi yapıyı tanıtmadık istedik. Bunun için de meydana yüzyıllar boyu kadar damga vurmuş ve hala daha kazıldıkça kalıntıları çıkan yapıyla başlamamız gerekiyor.
100 BİN KİŞİLİK
Bugünkü Sultanahmet Meydanı'nın olduğu yerde ama çok daha geniş bir alana oturan devasa hipodromun uzunluğu 450, genişliği ise 130 metreydi ve 100 bin kişi kapasitesiyle, şehrin en önemli sosyal aktivite ve bazen de siyaset merkeziydi. Sabahtan akşama kadar süren gösterilerin en önemli etkinliği dört atlı araba yarışlarıydı. Hipodrom, Helencede hippos (at) ve dromos (eğitimi) kelimelerinden geliyor. Bu meydana Osmanlı döneminde, 1453- 1826 arasında "At Meydanı" denmesinin nedeni budur. Arabaların sürücüleri günümüzün futbol ve pop starları gibi büyük para ve üne sahiptiler. Ama sürücüler, sadece kendileri adına yarışmıyordu. Bizans siyasetinde rol oynayan dört grubu da yani Maviler, Yeşiller, Kırmızılar ve Beyazlar'ı temsil ediyorlardı. Arabalar ve sürücünün kıyafetleri hangi grup adına yarışıyorsa o rengi taşıyordu. Bizans'ta sadece bugünkü gibi sportif ve şov anlamında değil siyasi anlamda da köklü bir tribün kültürü vardı. Halk, her büyük şehirde bulunan ve sirk denen halka açık gösterilerin yapıldığı günümüzün stadyumlarında aynı zamanda siyasi görüşlerini de ifade ederdi. Hatta imparator, komutanlar ve üst düzey görevliler bile böyle seçilirdi. Maviler, Yeşiller, Kırmızılar ve Beyazlar arasındaki sportif görünümlü sınıfsal çekişmede zamanla Kırmızılar ve Beyazlar zayıf düştü ve bir anlamda yarıştan çekildiler. Artık her anlamda meydan Maviler ve Yeşiller'in büyük rekabetine kalmıştı. Maviler'in başını büyük toprak sahibi asilz‚deler, Yeşiller'in ise zengin tüccarlar ve tefeciler çekiyordu. Maviler (Veneti), Roma Katolik Kilise'sini, Yeşiller (Prasinoi) ise Roma'dan ayrılmayı destekliyordu. Herkesin bir rengi olur da imparatorun olmaz mı hiç, onun ve ailesinin rengi de erguvandı. Erguvan rengi giysi ve ayakkabı da yalnızca hanedan mensuplarına özgüydü, başkalarının bu rengi kullanması yasaktı. Bizans İmparatoru'nun kaldığı Büyük Saray da Sultanahmet'te, Hipodrom ile Ayasofya arasındaydı. İmparator ve İmparatoriçe, saraydan tünelle hipodroma güven içinde gidip gelirlerdi.

'KÜÇÜK KIYAMET'
Roma İmparatoru Septimus Severus'un 196 yılından sonra yapımını başlattığı ve 320'li yıllarda biten hipodrom, Roma'daki "Circus Maximus" (En büyük sirk) örnek alınarak yapılmıştı. İngilizce circle yani daire sözünün kökenini de anlatan bu yer daire şeklindeki bir yarış alanıydı. Hipodrom'da sadece at yarışları yapılmıyordu; vahşi hayvan ve dans gösterileri, cambazlık da burada icra edilirdi. İmparatorun tahta çıkma töreni ve savaştan galip dönen komutanların esirleriyle birlikte yaptıkları zafer yürüyüşü bir diğer kullanım alanıydı. Osmanlının fethi sonrası bugünkü meydan ve çevresindeki Bizans'tan kalan yapıların çoğu harap haldeydi. Hipodrom'un tahrip olması Osmanlıdan çok daha önce, Katoliklerin 1204'te İstanbul'u yakıp, yıkmasıyla başlamıştır. Alan, pek çok şehzadenin görkemli sünnet düğününe sahne olduğu gibi, 1509'daki "Küçük Kıyamet" denen çok büyük deprem sonrası evlerini kaybeden İstanbullular için geçici barınma bölgesi olarak kullanılmıştır. Meydan ve çevresinin yapılarla dolması 17. Yüzyıl'da başladı ki bunun öncüsü İbrahim Paşa Sarayı olmuştur. Hipodromdan kalan, kaide, sütün ve mermerlerin de kullanıldığı bu saray, 1500'lerin başlarında yapıldı. Televizyon dizisinden ismine aşina olan önce "Makbul" sonra da "Maktul" olan Pargalı İbrahim Paşa, Kanuni Sultan Süleyman Dönemi'nin vezirlerinden birisiydi. İbrahim Paşa, döneminin siyaseten ve ekonomik olarak çok güçlü bir ismiydi. Boyutları 138 x 75 metre olan bu görkemli sarayında, düzenlediği kendi düğün töreninin 15 gün sürdüğü ve düğüne Kanuni'nin de kurulan taht vasıtasıyla katıldığı bilinmektedir. İbrahim Paşa Sarayı, katlinden sonra asırlar boyu çok değişik amaçlarla kullanıldı. Bir bölümü İstanbul'un imar planını hazırlayan Proust'un isteğiyle yıkıldı. Büyük tartışmalar sonrası kurtarılan bölümü bugün Türk İslam Eserleri Müzesi olarak hizmet vermektedir.
AYASOFYA'YA NAZİRE
Bu sarayın yıkılmasına karşı çıkanlar, bu sarayın Mimar Sinan'ın anılarının yer aldığı "Tezkiretü'l ñ Ebniye" de bahsettiği At Meydanı Sarayı'nın İbrahim Paşa Sarayı olduğunu söylediler. Bu iddia ispatlanamadı ama sarayın bir kısmını kurtardı. Kesin olansa Mimar Hürrem Sultan için bu alanda yapılan "Haseki Hamamı"nın Sinan'ın elinden çıktığıdır. İbrahim Paşa dönemi ve sonrasında da dönemin güçlü vezir ve paşaları, meydan ve çevresinde saray ve konaklar yaptırdı. Asıl büyük değişiklik ise, bugün meydana da adını veren Sultan Ahmet döneminde oldu. Saray ve konakların yanına yaptırdığı hastaneden sonra, Ayasofya'ya nazire olsun ve onunla görkemde yarışsın diye yapılan Sultan Ahmet Cami inşaatına 1609'da başlandı, 1617'de tamamlandı. Bu esnada meydan ve çevresinde bulunan İslamiyet'ten farklı inançlara ait çok sayıda büst de kaldırıldı. 1826'da kaldırılan Yeniçeri Ocağı'nın yerine kurulan ordunun bu alanda talim yaptığı bilgilerimiz arasında. Tanzimat sonrası ise bir dönem park yapılan alanın çevresine Sultan Abdülhamid tarafından okul ve devlet dairesi binaları yapıldı.
YARIN: İmparator locasının yerine yapılan çeşme