CANLI YAYIN
Nihat Hatipoğlu
NİHAT HATİPOĞLU

Rabbinizi göreceksiniz

Eklenme Tarihi 14 Ağustos 2026

Bu dünyada ölümsüz, hastalıksız, çilesiz, ıstırapsız, problemsiz bir yer var mı? Hayır, yok diyeceksiniz. Burada yok. Öyle bir yer düşünün ki, her arzu edilen hemen yerine gelecek. Yaşlılık yok, güzellikler için sınır yok. Bahçeler var, meyveler var, güzel sular var, sevdikleriniz var. Nimet üzerine nimet, güzellik üzerine güzellik. Bunun adı cennettir. Cennet öte âlemde. Dünyadan sonra insanlar mahşer âlemine gelip nimeti hak ettiklerinde oraya yerleşecekler. Cennete girecekler, artık oradan çıkmayacaklar. Çıkarılmayacaklar. Cennet bir mükâfattır. Karşılıktır. İyi olmanın, temiz olmanın, iman etmenin, ibadet etmenin, merhamet etmenin, affetmenin, kul hakkı yememenin bir karşılığıdır. Cennet bir vefadır. Cennet sonsuzluktur. Cennet insana onur vermektir. İnsanın kişiliğini ve değerini yüceltmektir. Peygamberlerle ve meleklerle aynı ortamı paylaşmaktır. Gelin bugünkü yazımızda cennetin kapısını hafifçe aralayıp içine bakalım. Orada neler var.

A) Cennetin sekiz kapısı olacaktır. Cehennemin ise yedi kapısı vardır. Cennet kapılarının daha çok olması, Allah'ın rahmetinin gazabından daha fazla olmasına işarettir. Rahmet her zaman gazaptan daha aşkındır. Denir ki namaz kılanlar namaz kapısından, sadaka verenler sadaka kapısından çağrılacaklardır. Belki bazı büyük insanlar bütün kapılardan çağrılacaktır.

B) Cennet yüz derecedir. Her derecenin arası yerle gök arası kadardır. O derecelerin en yukarıda olanı Firdevs-i a'lâ-en yüksek cennettir. Onun için Peygamberimiz, Allah'tan cenneti istediğinizde ondan Firdevs'i isteyin buyurmuşlardır.

C) En düşük yer, on dünyaya bedeldir. Peygamberimiz cennetin genişliğini dünyanın genişliğiyle kıyaslayarak ufkumuza sunmuştur. Şöyle buyurur: Cennete en son girecek, cehennemden ise en son çıkacak kişi oradan emekleyerek çıkan bir adamdır. Allah ona "Cennete gir" buyuracak. Adam "Rabbim, cennet dolmuş durumda" diyecek. Allah üç defa emredecek, adam da tereddütle aynı cevabı verecek. Bunun üzerine Allah, kuluna "Dünyanın on misli senindir, gir" buyuracak. (Buhari)

D) Cennetlikler Allah'ı görecekler. Cennetlikler orada Yüce Allah'ı göreceklerdir. Cerir bin Abdullah (RA) anlatıyor. Biz Peygamberimizin yanında bulunuyorduk. Ay tam dolunay halini almışken ona baktı ve şöyle buyurdu: Muhakkak ki sizler bu ayı nasıl kusursuz, apaçık görüyorsanız, Rabbinizi de öylece apaçık göreceksiniz.

E) Kişi Rabbi ile baş başa görüşecek. Buhari ve Müslim'in rivayetlerinde şöyle ifadeler yer alır: Sizden her biriniz kıyamet günü Allah (CC) ile baş başa kalacaklardır ve onunla Rabbi arasında hiçbir perde olmayacak, tercüman da bulunmayacaktır.

F) Cennetteki ilk duyuru: Ölüm yok. Hz. Peygamber şöyle buyurur: Cennet ehline şöyle denilecek. Artık asla hasta olmayacaksınız. Artık hep yaşayacaksınız. Size ölüm yok. Artık hep genç kalacaksınız. Hep nimetleneceksiniz. Hiç sıkıntıya düşmeyeceksiniz.

G) Cennetin nimetleri sayılamaz. Peygamberimiz şöyle buyurur: Yüce Allah şöyle buyurdu: Ben salih kullarıma hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın kalbine doğmayan nimetler hazırladım. Sonra Peygamberimiz Secde Suresi'nin 17. ayetini okudu.

Misk gibi kokan bir yer. Tuğlalar bile altından. Giysileri ipekten. Çirkin ve tiksindirici hiçbir şey yok. Kıskançlık, dedikodu, gıybet, çekememezlik yok. Nefret yok. Hiçbir şey tekrar etmeyecek. Her an her şey değişecek ve yenilenecek. Evet, o gün bazı yüzler parlayacak ve Rablerine bakıp da duracaklardır. (Kıyame, 22-23)

Cennetin güzelliklerini ve nimetlerini sayıp bitiremeyiz. O güzellikler ve mutluluklar yurdudur. Kaybettiklerimizi bulacağımız yerdir. En güzellerin sizi bekledikleri bir vuslat yeridir.

Her iman eden, tabii ki cenneti arzu eder. Cenneti ister. Cehennemden kaçar, cehennemden Allah'a sığınır. Ama hiçbir zaman hedefimiz cennet olmamalıdır. Tasamız, derdimiz cennet olmamalıdır.

İbadetimizde ve hayatımızın bütün güzelliklerinde temel hedefimiz Allah'ın rızası olmalıdır. Allah tarafından sevilmek, Allah'ın rahmetini kazanmak olmalıdır. Zaten derdi bu olanın gideceği yer elbette ki cennet olacaktır.

KELAMCILAR HADİSÇİ OLAMAZ MI?

İslam'da ilimler arasında geçiş yadırganan değil, beklenen bir durum olmalıdır. Şer'i dediğimiz dini ilimlerde bir kelamcının Kur'an'dan, hadislerden, fıkıhtan, tefsirden, İslam tarihinden, mantık ve hukuktan uzak olması düşünülebilir mi? Veya bu hususları bilip sahibi olmaması, kabul edilebilir mi? Bir tefsircinin de yukarıdaki ilimlerden uzak olması kabul edilebilir mi? Varsa böyle bir durum, bu durum o kişinin yetersizliğine işaret etmez mi?

Kelam ilmi ile hadis ilmini beraberce mezc eden birçok İslam âlimi bizlere yöntem gösterdiler. Mesela: İmam Gazali; Gazali felsefenin çıkmazlarını ortaya koyan eserlerinde, yani kelam ilmini en hassas noktada kullandıktan sonra hadis ilminin kuşatıcı mantığına sığındı. Sahih hadisleri kelâmî bir tat içinde bizlere takdim etti.

Ebu'l Hasan Eş'ari; yıllarca Mu'tezile'de kaldı. Burada cedel ve kelam ilminin bütün inceliklerini kullandıktan sonra Ahmed bin Hanbel gibi hadisçilerin çemberine girdi. Hadis ilmini kelam zarafetiyle ele aldı. Ebu Bekir Bakıllani; İyi bir kelamcı olan Bakıllani, Eş'ari mezhebinin hadis algısını muhafaza etti. İbn Küllab Basri; Mu'tezile'nin argümanlarını kelâmî metotla tenkit eden İbn Küllab güçlü bir hadis savunucusudur. Hadis erbabının görüşlerini savunmuş ve kelamı bu çizgide ele almıştır. Cüveyni bu işin zirvelerindendir. Hiçbir zaman kelam ilminin ağırlığı altında ezilmemiş, bilakis vahye teslim bir duruşla etkili hadisçi görüşlerini savunmuştur.

Erken dönemde bu çizgiyi, yani Kur'an, Sahih Hadis, akıl, kelam ve vahiy bütünlüğünü ilimlerine egemen kılan isim az değildir. Bunlar hiçbir zaman felsefenin tahlillerinin etkisiyle bir ilmi kompleks yaşamadılar. Bilakis vahyi, Hz. Peygamber'in beyanını öncü bir yol gösterici olarak sundular. Abdülkadir Bağdadi'nin hadisçilerin, yani vahyi egemen kılan anlayışın ve selefin yolunu açık eden isimlerin başında zikredilmesi lazım. Buna İbnü'l Furek, Mücahid el-Tai, Ebu'l Hasan el-Bahili, İbn İshak İsferayini, Razi, Amidi ve benzeri -ki çoğu Eş'ari orijinlidir- birçok âlim sayılabilir. Onlar kelam ilminin hadislerin gölgesinde ve elbette Kur'an'ın önderliğinde doğru anlaşılabileceğini savundular. Başarılı da oldular. Aynı hassasiyet dilerim çağımız kelamcıları da kucaklar.