Barbaros Uzunöner'in "Güldüren Milletvekili Anıları" kitabında, yaşanmış fıkra gibi anılar var. İşte CHP'li Rasim Çakır'a gelen bir telefon: Oğlumun arabasını çekiyorlar, sadece ehliyeti ve ruhsatı yok. Hallet şu işi be vekilim!
* Erkan Mumcu-Isparta (ANAVATAN Genel Başkanı): Seçim çalışmaları için Eğridir'e tepeden bakan bir köye gittik.
Karşılamada vatandaşlarla tek tek öpüşmeye başladım. Ancak 30-40 kişide bir, bir köy bekçisini öpüyordum.
Sonra durumu çözdüm. Köy bekçisi bir taneymiş ama onu her öptüğümde sıranın en başına geçiyormuş ve ben hep aynı bekçiyi öpüyormuşum. Üstelik, köy halkı bir daire oluşturmuş, ben, döne döne aynı kişileri öpmüşüm.
* Emin Koç-Yozgat (CHP): 1989 seçimleri öncesi muhabir olarak gittiğim Antalya mitinginde, Erdal İnönü'nün konuşma yaptığı otobüse yaklaşmak istediğim.
Ama polisler beni durdurdu. Basın kartımı çıkartmaya çalışırken, İnönü elindeki mikrofonla seslendi: "Sayın Koç'u bırakın"
Sonra bazı gazeteciler olayı algılayamadıklarından İnönü hakkında, "Ne kadar kibarbiri, kurbanlık hayvana bile 'Sayın' diye sesleniyor" şeklinde yayımladılar.
* Şevket Arz-Trabzon (CHP): Trabzon'dan bir vatandaş, milletvekiline telefon açar:
Vekilim yarın sizi ziyaret etmeye geleceğim.
Arz: Buyur gel… -Aynı günün gecesi saat 03.00'te vatandaş tekrar arar:
Vekilim, otobüs Sungurlu'da mola verdi. Geliyorum.
* Reyhan Balandı-Afyon (ANAVATAN): Balandı, milletvekili yeminini ettikten sonra annesini arar: Anne, yemin töreninde çok başarılı oldum, iyi geçti.
Balandı'nın annesi: İyi kızım, tamam da, limon sıkacağı nerede?
* Osman Seyfi-Nevşehir (AKP): Vatandaşın biri gece yarısı 02.00'de arar:
Beni tanıdınız mı?
-Seyfi: Hayır tanımadım.
- Vatandaş: Seçim zamanı olsa tanırdın ama, değil mi…
* Rasim Çakır-Edirne (CHP): Bir vatandaş, telefonla arar: Vekilim, oğlumun arabasını çekecekler. Lütfen yardım et. Tüm evrakları tamam, bir tek ehliyeti ve ruhs atı yok! Bitir şu işi ne olur!
* Öner Gülyeşil-Siirt (AKP): - Kimliği meçhul bir vatandaş: Alo vekilim, beni tanıdınız mı?
- Gülyeşil: İsminizi verirseniz!..
- Vatandaş: İsmimi versem bilemezsiniz. Hiç karşılaşmadık.
Siz bizim köyde teyzemin oğlu ile tokalaşmışsınız. Oradan tanırsınız
YILIN SEÇİM HABERİ
7 Haziran seçimlerine sayılı günler kala, anket şirketleri peşpeşe kamuoyu araştırmaları ve seçim anketleri açıklıyor.
Tartışmalara yol açan seçim anketlerine bir yenisi daha eklendi, fakat bu seçim anketi bu kez ne bir araştırma şirketi, ne de bir 'siyaset bilmci' tarafından hazırlandı.
İstanbul Seyrantepe'de cağ kebabı yapan Kemal Yücedağ, 'kendi seçim anketi'ni müşterilerine 'esprili bir dille' sunmuş... Seçime katılan Meclis'teki 3 parti ve bir de Meclis dışı olan bir partinin oy oranlarını belirlemiş... Eğer kendi anketinde bildirdiği o oranlar tutmazsa, "kebabı bedava yedireceğini" ilan etmiş...
TÜRK SİYASETİNDEN BİR DEMİREL GEÇTİ
* Gap'ı kimseye gap diye gaptırtmam. w İşiniz vardı da biz mi aldık? (12 temmuz 1969) (İş isteyenlere)
* İşsizlikten kurtulmak istiyor musunuz ? takılın peşimize. (1991 genel seçimleri öncesi miting konuşmalarından)
* Kırk günde kabak yetişmez.(1978 de CHP'nin 40 günde Türkçe bilmeyen öğretmenleri alıp öğretmen yapması için demiştir.)
* Ağca hapisaneden nasıl kaçmıştır? Hapishaneler yol geçen hanına dönmüştür. Hapishanelerden pek çok kişi kaçmıştır.
* Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh, Ege bir göl de değildir.
* Yazın biz Bulgaristan'dan elektrik alıyoruz. Kışın Bulgaristan bize elektrik veriyor.
* Yazın biz Bulgaristan'dan elektrik alıyoruz. Kışın Bulgaristan bize elektrik veriyor.
* Neresini sıksaydım? İngiltere ile ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde yapılan bir görüşmede, Bülent Ecevit'in elini sıkmasının doğruluğunu kendisine soran gazetecilere cevaben )
* Su mu daha değerlidir yoksa petrol mü? Tabi ki su daha değerlidir. Çünkü petrol içilmez, ama su içilir.
ERDAL İNÖNÜ
Bir miting öncesi SHP milletvekili, İnönü'ye der ki:
- Sayın Genel Başkanım siz iyi konuşamıyorsunuz, bakın Özal'a esip gürlüyor.
İnönü "Peki ne yapacağım" der. Milletvekili cevap verir:
- Konuşurken masaya yumruğunuzu vuracaksınız, biz şöyle partiyiz, şöyle yaparız, böyle yaparız, diye kükreyeceksiniz.
İnönü kürsüye çıkar, yumruğunu masaya vurur ve şöyle der:
- Biz öyle bir partiyiz ki, adamı...
Burada kesilir ve şöyle devam eder:
- Devamını bu arkadaş söyleyecek.
HIRSIZLIK
Komiser pek telaşlı bir kadın sesi tarafından o yakınlardaki bir adrese çağırılmıştı.
Söz konusu ev soyulmuştu. Komiser de evin hanımına birkaç sual sorduktan sonra 'Anlayamadığım bir nokta var, hanımefendi' dedi.
-Ne gibi?
-Beni hırsızlıktan altı saat sonra çağırdınız.
Halbuki her şeyin yerlerde olduğunu, bütün çekmecelerin çekildiğini bütün dolapların kapılarının açık olduğunu söylüyorsunuz.
Bu manzarayı görünce soyulduğunuz hemen aklınıza gelmedi mi?
-Hayır. Kocamın bir kravat aradığını sandım.
MASAL KİTABI
Adamın biri kitapçıya gider ve tezgahtara :"Evin reisi erkektir adli kitap varmı?." diye sorar.
Tezgahtar:"Maalesef beyefendi masal kitabı satmıyoruz."
ŞARAP
Temel çok para kazanmış. Ailece lüks bir lokantaya gitmişler. En pahalı şarabı seçip ısmarlamış.
Garson: Hangi yıl tercih ederdiniz, diye sorunca, - Temel: Pi mahzuru yoksa hemen isteyrum
SEN SUS
Teksasta haydutluk eğitimi gören bir öğrenciyi azılı haydutların yanına staja verirler. İlk ders olarak bir posta arabası soyulacaktır.
Araba durdurulur; Şef haydut:
- "Herkesi indirin arabadan" der.
Bu sırada stajer arabada yaşlı bir ninenin oturmakta olduğunu farkeder ve - "Nine otursun bari" der.
Haydutlar hep bir ağızdan - "Sen karışma, şef ne derse o olur" derler.
Bu sefer şef; - "Bütün paralarını alın" der.
Stajer yine atlar:
- "Yaşlı nineninkileri de mi?" diye sorar.
Haydutlar yine hep bir ağızdan - "Sen sus, şef ne derse o olur" derler.
Bütün paralar alınmıştır. Şef atına biner adamlarına döner ve - "Bütün kadınlara tecavüz edin" der.
Tam stajer konuşacakken nine atılır:
- "Sen sus, şef ne derse o olur"
AlkışlıYorum
Kaldırımdan yürüyorum.
Buraları da daracık yapmışlar diye tam söylenirken, bir de kocaman direk diktiklerini farkediyorum o küçücük yere.
Bu sırada karşıdan at gibi köpeğiy le gelen minyon bir kız yaklaşıyor. Aynı anda o aradan hep beraber geçmemiz mümkün değil. Adımlarımı sıklaştırıyorum, derdim köpekle çok muhatap olmadan geçip gitmek. Derken kız, köpeğin tasmasından çekip "Bekleee!" diye bir bağırıyor... Köpek duruyor. Ben duruyorum. Karşı kaldırımdaki amca duruyor.
Bizi bırak dünya duruyor. Lan o ses, o kızdan nası çıktı ya diye düşünürken şükrediyorum; Allah'tan otur falan demedi...
***
Sabaha karşı rüyamda işyerime siyasilerin geldiğini, onları karşılama komitesinde olduğumu ve bu ciddi görev için çok gergin olduğumu görüyorum. Bir anda çalan saat ile yataktan fırlayıp yanı başımda uyanmış olan kocamın elini sıkıp hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz diyorum. Kocam yorumu patlatıyor: "Aferin, evlilikte saygıya çok önem veririm."
***
"Umreye gidecek annemin cep telefonu için hangi yurtdışı paketini önerirsiniz" diye sorduğum acar gsm şirketi çalışanı "Abi teyze umreye nereye gidecek?" diye sordu. "Valla geçen sene Vatikan'da yapılana katılamamıştı, bu sene galiba Tokyo'da yapılacakmış, ona katılacak" diye cevapladım. "Peki o zaman size şu tarifeyi önerebilirim" dedi gayet ciddi bir şekilde. Allah'ım sayıyla mı, seçmece mi veriyorsun bunları bana?
***
Haftasonu gezmelerinde, köy evinin kapısında zincir ile bağlı köpeğin yetişemeyeceği alanda artistlikler yaptım.
Ev sahibi kapıya çıkınca köpeğin yanına gittim, zincirin bağlı olmadığını gördüm.
Sevgili köpek, insan ile insan olmadığın için teşekkürler.
*Arakadaşlar ile bir lokantadayız, aksi ihtiyar bir garson amca ilgileniyor bizimle.
Arkadaşlardan birisi az çorba söylemiş ama gelen çorba tam çorba. Garson amcaya "Ben az çorba istemiştim" diye itirazda bulunuyor, ihtiyarın verdiğin cevap ile gülmekten yıkılıyoruz:
"Az yeeee!"