(Hintli bir yazardan alıntı)
İSKOÇ'UN TARAĞI
Sokakta karşılaşan iki İskoçyalı, aralarında konuşuyorlardı:
- Üzgün görünüyorsun, Neyin var?
- Sorma? Canım çok sıkılıyor.
- Neden ?
- Tarağımın bir dişi kırıldı.
- Tarağın bir dişi kırıldı diye, insan bu kadar üzülür mü?
- Kırılan tarağın son dişiydi.
NEFES
Temel'e sormuşlar: En çok hangi nefesleri seversin?
Temel cevap vermiş: Cigaramun ilk nefesiyle, kaynanamın son nefesini....
GERİ GETİR
Temel, İngiliz ve Fransız bir adaya düşmüşler. Uzun bir süre bu adada kaldıktan sonra adada bulunan bir cin bunlara acıyarak yanlarına gelmiş ve kendilerinden birer dilek istemelerini istemiş, İngiliz "Ben ülkeme gitmek istiyorum demiş. "Cin isteğini yerine getirmiş ve İngiliz'i ülkesine göndermiş. Fransız da aynı dileği istemiş ve o da ülkesine gitmiş. Son olarak temelden isteğini soran cinden Temel şu dileği dilemiş; Ben burada yalnız kaldım. Canım sıkıldı onları geri getir
BOYUN ÖLÇÜSÜ
Uzman askerin biri bir bakışta herkesin boyunun ölçüsünü tam olarak doğru söylüyormuş ve arkadaşları buna çok şaşırıyorlarmış. Bir gün bunu komutana da götürmüşler ve olan biteni anlatmışlar. Komutan inanmamış... - "Söyle bakalım benim boyumun ölçüsü kaç?", demiş. Asker aşağıdan yukarıya komutanı süzmüş ve; "1.75 efendim", demiş. Komutan: "Doğru.. Hayret, nasıl bildin?" demiş. Asker: Bilirim tabi efendim, ben kereste uzmanıyım
NEFES
Temelcik hayvanat bahçesinde maymun kafesinin önünde, -Anaa, şu maymun şu adama ne kadar penzeyi.
-Suss, öyle şey denur mi hiç.
-Niye, maymun mu kızayi?
AlkışlıYorum
Ziyan olmuş ziyan... Hep bizi yetiştirmek uğruna ertelemiş isteklerini. "55 yaş hiç de geç değil annecim, ne yapmak istiyorsun?" dedim. Sörf öğrenmek istiyormuş. Evet evet, bildiğiniz rüzgar sörfü. Bu yaz için söz verdim. Kıyafetlerini de, tahtasını da alacağım. Bekle Alaçatı, benim tombişim sörf öğrenecek!
ETİKET
Bilimsel çalışmalar için zaman zaman balıkçılarla denize açılırım. Bu yüzden tanıştığım insanlar "Ne iş yapıyorsun?" diye sorduklarında, her zaman için "Balıkçıyım." derim. O an bu sözü duyduklarında insanların yüzlerindeki ifade değişir, konuşmayı kısa kesip uzaklaşmak isterler ya da topluluk içindeyseniz sohbette sizi pek kaale almazlar. Daha sonra sizin bilim için o işi yaptığınızı öğrendiklerinde ise; siz olan yaklaşımları hızla değişir, arka arkaya özürler gelir ve sizinle arkadaş olmak isterler. Bu durum beni hep üzse de insanların gerçek yüzlerini görmek konusunda hep işe yaramıştır. Sanırım millet olarak biz insanların yüreklerine değil, etikete bakıyoruz. Oysa ki biz "Gel, ne olursan ol yine de gel..." diyen bir neslin torunları değil miyiz?