CANLI YAYIN
Lütfi Albayrak

LÜTFİ ALBAYRAK

Şeytan işi kolesterol

Eklenme Tarihi 15 Kasım 2015
Tanrı yeryüzünü "Lahana, Karnabahar, Ispanak" gibi çeşit çeşit yeşil ve sarı sebzeyle donattı. "Adam ve Kadın" sağlıklı ve uzun hayatlar yaşasın diye. Bunu gören Şeytan Fast foodu yarattı. Fast foodcular ise 99 centlik iki katlı Cheeseburger'i icat etti. Şeytan Adam'a dedi ki; "Yanında patates, cips ister misin?" Ve Adam dedi ki; "Süper boy olsun!" Böylece Adam kiloları almaya başladı. Ve Tanrı sağlıklı yoğurdu yarattı. Kadın onu yesin ve bedenini Adam'ın beğendiği boyutlarda tutsun diye. Bu sefer Şeytan, yoğurdu dondurdu. Çikolata getirdi, fındık getirdi. Yoğurdun üzerine konacak parlak renkli şekerler getirip serpti. Ve Kadın da kiloları almaya başladı. Ve Tanrı dedi ki; "Şu taze salatamı bir deneyin" Bunun üzerine Şeytan kremalı hazır salata soslarını icat etti, üzerine salam ve dilimlenmiş peynir parçalarını da ekledi. Sonra tatlı için dondurmayı çıkardı. Ve Kadın daha da kilo almaya başladı. Ve Tanrı bu sefer dedi ki ; "Sana sağlıklı sebzeler verdim. Onları pişiresin diye zeytinyağı da veriyorum" Ve Şeytan, Cracker Barrel'dan tavukla kızarmış biftek getirdi. Öyle büyüktü ki, kendi ayrı tabağı bile vardı. Ve adam kiloları yüklendi, kötü kolesterol tavanı delip çıktı. Ve Tanrı, koşu ayakkabılarını yarattı ve adam bu fazla kilolardan kurtulmaya karar verdi. Ama bu sefer Şeytan, kablolu TV'yi yarattı, uzaktan kumandayı yarattı. Öyle ki, adam TV1'den TV2'ye giderken bile yerinden kalkmadı. Ve Tanrı patatesi yarattı. Besinle dolu, doğal olarak, yağ düzeyi düşük, sağlıklı bir sebze olsun istedi. Sonra Şeytan geldi ve patatesin sağlıklı kabuğunu soydu attı. Nişastalı gövdesini çabuk çabuk kesip, derin tavada katı yağ ile kızarttı. İçine banıp yensin diye de kremayı icat etti. Ve adam uzaktan kumandasına sarıldı, kızartılmış patatesini kremaya banıp yedi. Yedikçe kolesterole battı. Ve Şeytan baktı, iyi olduğunu gördü. "İyi oldu" dedi... Ve Tanrı içini çekerek baktı, düşündü ve "by-pass" cerrahiyi yarattı... Bunu gören Şeytan da "Sağlık Sigortası Şirketlerini" getirdi!
(Hintli bir yazardan alıntı)

İSKOÇ'UN TARAĞI
Sokakta karşılaşan iki İskoçyalı, aralarında konuşuyorlardı:
- Üzgün görünüyorsun, Neyin var?
- Sorma? Canım çok sıkılıyor.
- Neden ?
- Tarağımın bir dişi kırıldı.
- Tarağın bir dişi kırıldı diye, insan bu kadar üzülür mü?
- Kırılan tarağın son dişiydi.

NEFES
Temel'e sormuşlar: En çok hangi nefesleri seversin?
Temel cevap vermiş: Cigaramun ilk nefesiyle, kaynanamın son nefesini....

GERİ GETİR
Temel, İngiliz ve Fransız bir adaya düşmüşler. Uzun bir süre bu adada kaldıktan sonra adada bulunan bir cin bunlara acıyarak yanlarına gelmiş ve kendilerinden birer dilek istemelerini istemiş, İngiliz "Ben ülkeme gitmek istiyorum demiş. "Cin isteğini yerine getirmiş ve İngiliz'i ülkesine göndermiş. Fransız da aynı dileği istemiş ve o da ülkesine gitmiş. Son olarak temelden isteğini soran cinden Temel şu dileği dilemiş; Ben burada yalnız kaldım. Canım sıkıldı onları geri getir

BOYUN ÖLÇÜSÜ
Uzman askerin biri bir bakışta herkesin boyunun ölçüsünü tam olarak doğru söylüyormuş ve arkadaşları buna çok şaşırıyorlarmış. Bir gün bunu komutana da götürmüşler ve olan biteni anlatmışlar. Komutan inanmamış... - "Söyle bakalım benim boyumun ölçüsü kaç?", demiş. Asker aşağıdan yukarıya komutanı süzmüş ve; "1.75 efendim", demiş. Komutan: "Doğru.. Hayret, nasıl bildin?" demiş. Asker: Bilirim tabi efendim, ben kereste uzmanıyım

NEFES
Temelcik hayvanat bahçesinde maymun kafesinin önünde, -Anaa, şu maymun şu adama ne kadar penzeyi.
-Suss, öyle şey denur mi hiç.
-Niye, maymun mu kızayi?

AlkışlıYorum
Ziyan olmuş ziyan... Hep bizi yetiştirmek uğruna ertelemiş isteklerini. "55 yaş hiç de geç değil annecim, ne yapmak istiyorsun?" dedim. Sörf öğrenmek istiyormuş. Evet evet, bildiğiniz rüzgar sörfü. Bu yaz için söz verdim. Kıyafetlerini de, tahtasını da alacağım. Bekle Alaçatı, benim tombişim sörf öğrenecek!

ETİKET
Bilimsel çalışmalar için zaman zaman balıkçılarla denize açılırım. Bu yüzden tanıştığım insanlar "Ne iş yapıyorsun?" diye sorduklarında, her zaman için "Balıkçıyım." derim. O an bu sözü duyduklarında insanların yüzlerindeki ifade değişir, konuşmayı kısa kesip uzaklaşmak isterler ya da topluluk içindeyseniz sohbette sizi pek kaale almazlar. Daha sonra sizin bilim için o işi yaptığınızı öğrendiklerinde ise; siz olan yaklaşımları hızla değişir, arka arkaya özürler gelir ve sizinle arkadaş olmak isterler. Bu durum beni hep üzse de insanların gerçek yüzlerini görmek konusunda hep işe yaramıştır. Sanırım millet olarak biz insanların yüreklerine değil, etikete bakıyoruz. Oysa ki biz "Gel, ne olursan ol yine de gel..." diyen bir neslin torunları değil miyiz?