CANLI YAYIN
Lütfi Albayrak
LÜTFİ ALBAYRAK

“Salak” kelimesinin tarihi

Eklenme Tarihi 31 Mayıs 2026

Bazı kelimeler vardır… Bir anda ortaya çıkmaz. Yavaş yavaş büyür. Halk arasında dolaşır. Kahvede pişer, mahallede olgunlaşır, trafikte ustalaşır. "Salak" da öyle bir kelime. Düşünsene… Bir kelime yüzyıllar boyunca sadece "saf, temiz kalpli, kolay kanan insan" anlamında kullanılıyor. Sonra toplum bir gün karar veriyor:

"Yok arkadaş… bu kadar saf olunmaz." Ve kelime bir anda hakarete dönüşüyor. Muhtemelen tarihte ilk "salak" ilan edilen adam, pazarda birine güvenip keçiyi veresiye bırakan adamdı. Adam eve dönüyor:

- Keçi nerede?

- Abi adam haftaya para getirecekmiş. Köy halkı:

- Oğlum sen salak mısın?

Kelimenin kariyeri tam burada başlıyor. Eskiden "salak" bugünkü kadar ağır değilmiş aslında. Daha çok:

Saf, Temiz niyetli, Kolay kanan, Dünyanın çakallık sistemine adapte olamamış insan… Anlamındaymış. Yani bugünün diliyle: "LinkedIn dolandırıcısına yatırım yapan dayı." Toplum ilerledikçe "uyanıklık" değer kazandı.

Kurnaz olan alkışlandı. Üç kişiyi aynı anda dolandırıp hâlâ motivasyon konuşması yapan adama "vizyoner" dendi. Ama saf adama? "Salak." İnsanlık biraz da iyi niyetliyi ezme sanatı zaten. Mesela düşün… Bir insan sana:

"Abi IBAN atıyorum, küçük bir EFT geç. Akşama iki katını yollarım" diyor. Sen de gönderiyorsun. İki saat sonra banka uygulamasına bakıp:
"Herhalde yoğun şu an." İşte dil bilimi burada devreye giriyor. Kelime zamanla sertleşmiş. Çünkü toplum "iyi niyet" ile "zeka eksikliği" arasındaki farkı ayırmayı bırakmış. Böyle olunca da: "Saf insan" gitmiş, Yerine: "Hayat karşısında Wi-Fi'siz kalan adam" gelmiş.
Bugün "salak" kelimesi öyle geniş bir kullanım alanına sahip ki…

Trafikte kullanılır.

İlişkide kullanılır.

Aile grubunda kullanılır.

Hatta insan bazen kendi kendine kullanır.

Telefonu buzdolabına koyup kumandayı cebinde arayan adamın kendi kendine söylediği ilk şey: "Ben gerçekten salakmışım." Bir de bunun sevgi tonlu versiyonu vardır: -Ay salak yaa… Bu hakaret değil artık. Bu bildiğin duygusal paketleme. Türk milleti hakareti bile şefkatle sunuyor. Ayrıca "salak" kelimesinin kullanım seviyesi ortamdan ortama değişir:

Arkadaş arasında komik,

Trafikte savaş sebebi,

Anne ağzında yıkıcıdır.

Annenin: "Salak salak konuşma!" demesiyle insan bir anda hayat muhasebesine giriyor. Çünkü anneler bu kelimeyi sadece hakaret olarak kullanmaz. Aynı zamanda karakter analizi yapar.

Sonuç olarak "salak" kelimesinin tarihi aslında insanlığın tarihidir. İyi niyetin küçümsendiği, saflığın cezalandırıldığı uzun bir medeniyet yolculuğu Ama yine de dünyayı tamamen uyanık insanlar yönetseydi kimse kimseye güvenmezdi. Bir yerde mutlaka bir salak lazım. Çünkü bütün düzen, "Abi ben sana güveniyorum" diyen insanların omzunda dönüyor.

ANGUT MUSUNUZ?

Herkesin (haksız bir şekilde) kullandığı bir ifadedir "Angut". Birisi bir salaklık yapınca, bi laftan anlamayınca, böyle boş boş bakınca hemen "Angut musun" der günümüzün insanı. Angut'un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir ton "Angut!" var ülkemizde.
Angut kuşunun eşi öldüğü zaman (yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi) gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun baş ucunda bekler...

İşte bu canlının yaptığı en büyük "Angut"luk budur. Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen birşey değildir. Çok ürkek bir hayvan olmalarına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elini uzatsanız dahi oradan kaçmaz. Hani derler ya "Angut gibi bakmasana lan" keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine. Bundan sonra bazılarına "Angut" demeden önce bir kere daha düşünün. Bir "Angut" bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde...

TESPİTLİ YORUM

@aylinomurca Bankamatik sırasında öylece duruyorsunuz bari herkes önündekinin omzuna masaj yapsın. @gfbdemirbag Mersinli arkadaş Erzurum'u kazandı. Çok üşüyorum ben burda ama sen üşümezsin Erzurumlusun diyo. Niye olum kar lastiği miyim ben...

BUNLARI BİLİYOR MUYDUN?

Çin gibi dev bir imparatorluk düşünün: teknoloji var, disiplin en üst seviyede, nüfus saymakla bitmez. Ama iş süvari birliklerine gelince ortada büyük bir problem var: Atlar resmen çelimsiz, hastalıklı ve güçsüz! Yüzyıllar boyunca Çin hükümetleri, güçlü savaş atlarına sahip olmak için kuzeydeki bozkır halklarından sürekli at satın almak zorunda kaldı. Meğer sebep topraktaki selenyum eksikliğiymiş! Sarı ve Yangtze Nehirleri'nin çevresindeki topraklar, hayvan sağlığı için kritik öneme sahip bu minerali neredeyse hiç barındırmıyordu . Hal böyle olunca Çin atları cılız, Moğol ve Mançu atları ise adeta savaş makineleri gibi oluyordu.

Sonuç? Çin, 13. yüzyılda Moğollara, 17. yüzyılda da Mançulara yenildi ve ülke iki kez tamamen el değiştirdi. Bir mineralin eksikliği, milyonlarca insanın kaderini değiştirdi.

TAKVİM UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN