Bir apartman düşün. 1987 yapımı. Depreme dayanıksız ama anılara aşırı dayanıklı. Müteahhit toplantıya gelir, projeksiyonu açar. PowerPoint'te modern bina, geniş balkonlar, cam cephe… Salonda sessizlik.
Sessizliği bozan ilk cümle gelir: "Biz bu binayı yıkmasak olmaz mı?" Müteahhit yutkunur. Kat kat talepler başlar. Zemin kat sakini: "Ben bahçeye alıştım. Yeni binada da bahçem olsun ama tapuda daire yazsın."
1. kat: "Ben yukarı çıkmak istiyorum ama fazla yukarı değil. 1,5. kat var mı?"
2. kat: "Benim dairem güneye bakıyordu. Yeni bina dönsün."
3. kat: "Asansör olsun ama kapımın önünden geçmesin."
4. kat: "Balkon büyüsün ama bina büyümesin." Çatı katı: "Penthouse benim hakkım. Çünkü yıllarca yağmurda ben aktım." Müteahhit not alır. Not defteri dolmuştur ama akıl hâlâ boştur.
Toplantının ikinci perdesi: "Emsal ve Metrekare Dramı..." - Benim dairem 95 metrekareydi. - Hayır, 93'tü. - Tapuda 90 yazıyor ama biz hep 100 yaşadık. Biri hesap makinesi çıkarır. Biri hatıra anlatır. Biri emsal artışını belediyede tanıdıkla çözeceğini söyler. Müteahhit cümle kurar: "Yasal olarak..." Salondan koro halinde cevap gelir: "Ama komşu binaya yaptılar."
Çay molası = cephe krizi: Çaylar gelir, ortam yumuşar sanılır. Yanlış sanılmıştır. - Ben kuzey cephe istemiyorum, içim kararır. - Ben güney istemiyorum, yazın yanarız. - Doğu olsun. - Batı olsun. Bina pusula olur. Müteahhit NASA'dan yardım isteyecek noktaya gelir.
Aidat meselesi (asıl kavga): - Sosyal alan olsun. - Havuz olsun. - Otopark şart. - Ama aidat 300'ü geçmesin. Müteahhit içinden bağırır: - Bu bina mı, simülasyon mu?
Final sahnesi: Aylar geçer. Projeler revize olur. Revizeler revize olur. En sonunda biri ayağa kalkar: - Biz aslında kentsel dönüşüme karşı değiliz… Sadece bu müteahhite, bu projeye, bu tarihe, bu hayata karşıyız. Toplantı dağılır. Müteahhit tek başına kalır. Projeksiyon hâlâ açık.
Ekranda yazı belirir: "Kentsel Dönüşüm: Beton yorgunluğundan önce insan yorgunluğu başlar." Ertesi gün müteahhit ofisinin camına tabela asar: "Müteahhit aranıyor. Psikolog tercihen."