Bir cenaze töreninde en çok neye bakarız? Tabuta mı, gözyaşlarına mı, yoksa elimizdeki telefon ekranına mı? Ne yazık ki artık bu sorunun cevabı her geçen gün daha da rahatsız edici bir hal alıyor. Çünkü acının en mahrem anları bile izleniyor, kaydediliyor ve saniyeler içinde tüketilecek bir görüntüye dönüşüyor. Oysa bazı vedalar vardır ki sadece yaşanmalı, sadece hissedilmeli ve derin bir saygıyla korunmalı.
Oyuncu Ece İrtem'in cenaze töreninden yansıyan görüntüler, aslında sadece bir vedayı değil, toplum olarak geldiğimiz noktayı da gözler önüne serdi. Bir tarafta tarifsiz bir acı yaşayan, evlatlarını son yolculuğuna uğurlayan bir aile vardı. Ayakta kalmaya çalışan anne babalar, gözyaşlarını tutmaya çalışan yakınlar… Diğer tarafta ise ellerindeki telefonlarla bu anı kayda almaya çalışan insanlar…
Düşünün… Bir anne evladına son kez bakıyor. Bir baba, hayatının en ağır gününü yaşıyor. Ve tam o sırada birileri, o gözyaşını biraz daha yakından çekebilmek için telefonunu havaya kaldırıyor. İşte burada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Gerçekten neyi izliyoruz? Bir insanın acısını mı, yoksa kendi vicdanımızın sessizce uzaklaşmasını mı?
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı. Her anı kaydedebiliyor, saniyeler içinde milyonlara ulaştırabiliyoruz. Ama her görüntünün paylaşılması gerekmiyor. Her acı haberin bir sınırı, her vedanın bir mahremiyeti olmalı. Çünkü bazı anlar kameralar için değil, insanlık için yaşanır.
Ünlü olmak da bu gerçeği değiştirmiyor. Bir sanatçının, oyuncunun ya da tanınmış bir ismin hayatı kamuoyunun ilgisini çekebilir. Ancak ölüm, bütün unvanların sustuğu yerdir. O noktada geriye sadece bir aile kalır. Acı çeken bir anne, kardeşini kaybetmiş bir abi, evladına doyamamış bir baba kalır. Ve onların yaşadığı o tarifsiz acının, hiçbir haber değeriyle ölçülemeyecek kadar özel olduğunu unutmamak gerekir.
Magazin gazeteciliği yıllardır hayatın içinden hikayeler anlatır. Ben de yıllardır bu dünyanın içinde olan biri olarak şuna inanıyorum; bazen en büyük haber, hiç çekilmeyen karelerdir. Bazen en büyük saygı, objektifi aşağı indirmektir. Bazen de en doğru davranış, orada sessizce durmak ve acıya eşlik etmektir.
Çünkü yas, gösterilecek bir sahne değildir. Gözyaşı, paylaşım rekoru kıracak bir görüntü değildir. Acı, biraz da sessizlik ister. Biraz mesafe, biraz vicdan ister.
Belki de bugün yeniden öğrenmemiz gereken şey tam olarak budur. Hayatın her anı kaydedilmek zorunda değildir. Bazı anlar sadece yaşanır, hissedilir ve saygıyla korunur. Telefonlarımızı biraz daha az kaldırıp, kalplerimizi biraz daha fazla açabildiğimiz gün, işte o zaman gerçekten birbirimizin acısına ortak olabiliriz.
Çünkü bazen en büyük saygı; hiçbir şey yapmadan, sadece sessizce orada bulunmaktır.