Dünya Erdoğan'ı dinledi.
Bizim Sözcü ve Halk TV yine Erdoğan'ın ne söylediğine değil, Erdoğan'a nasıl laf çakarız derdine düştü.
Şaşırdık mı?
Hayır!
Çünkü alışkanlık olmuş.
Erdoğan BM kürsüsünde Türkiye adına konuşuyor.
Gazze'yi anlatıyor.
Filstin'i anlatıyor.
BM'nin çarpık düzenini eleştiriyor.
"Dünya 5'ten büyüktür" diyerek yıllardır veto sistemine itiraz ediyor. Dünyanın dört bir yanından medya kuruluşları bu sözleri haberleştiriyor.
Kimi Gazze'yi öne çıkarıyor.
Kimi BM reformunu…
Kimi Türkiye'nin bölgesel rolünü…
Kimi Erdoğan'ın İsrail'e yönelik eleştirilerini…
Yani adamlar haberi görüyor.
Bizde ise Sözcü TV ile Halk TV'de yine aynı numara…
Erdoğan konuşuyor, fakat Erdoğan'ın söyledikleri yerine salondaki görüntüler didikleniyor.
Kim çıktı?
Kim oturdu?
Kim telefonuna baktı?
Kim ne yaptı?
İyi de kardeşim…
Erdoğan ne söyledi?
Türkiye ne söyledi?
Dünyaya hangi mesaj verildi?
Bunları niye konuşmuyorsunuz?
Gazetecilik önce haberi vermektir.
Önce vatandaşın ne olduğunu bilmesini sağlarsın.
Çünkü o kürsü miting kürsüsü değil Birleşmiş Milletler kürsüsüydü.
Orada da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı konuşuyordu.
Bu nedenle mesele Erdoğan'ın şahsı değil, Türkiye'nin uluslararası alanda verdiği mesajdır.
Bunu anlamak için Erdoğan taraftarı olmaya gerek yok.
Gazetecilik refleksi yeter.
ADANA'DA YAZILAN BİR HİKÂYE
Bazı hikâyeler tozun toprağın içinde başlar…
Çizimlerin, hesapların, betonun ve demirin arasında geçer…
Ve bazen bir babanın elinden çıkan ilk çizgi, yıllar sonra evladın elinde başka bir projeye dönüşür.
Halil Avcı'nın hikâyesi biraz da böyle.
1957'de Kozan'da doğan Halil Avcı, Çukurova Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 1979 yılında Adana'da kendi adını taşıyan müteahhitlik yolculuğunu başlattı. O günlerde belki kimse bunun yıllar sonra Adana'dan Türkiye'ye, oradan da yurt dışına uzanan büyük bir hikâyeye dönüşeceğini bilmiyordu.
Ama Halil Avcı biliyordu.
Çünkü bazı insanlar daha yolun başında nereye gideceklerini değil, nasıl yürüyeceklerini bilir.
**
Yıllar geçti.
Şantiyeler çoğaldı.
Konutlar yükseldi.
Altyapılar yapıldı.
Türkiye'nin farklı bölgelerinde projeler gerçekleştirildi.
Türkmenistan'da Türk müteahhitliğinin bayrağı taşındı.
İnşaatın yanına enerji, turizm, madencilik ve başka yatırımlar eklendi.
Fakat bu hikâyenin başka bir kahramanı daha vardı.
Orhan…
Orhan Murat Avcı.
Bir müteahhidin oğlu olmak kolay görünür.
Ama aslında zordur.
Çünkü herkes sizin babanızın yaptıklarını görür.
Sizden ise kendi imzanızı atmanız beklenir.
Orhan Avcı'nın yolu da burada ayrıştı.
Ekonomi ve siyaset bilimi eğitimi için University of Chicago'ya gitti. Sonra döndü ve aile şirketinde sorumluluk üstlendi. Bugün Halil Avcı Şirketler Grubu'nun yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.
**
Babasından aldığı miras sadece şirket değildi.
Bir iş ahlakıydı.
Bir şehir duygusuydu.
Ve belki en önemlisi, "Bu şehirden kazanıyorsan bu şehre de bir şey bırakmalısın" anlayışıydı.
Bunun izlerini projelerinde görmek mümkün.
2014'te Kıyıboyu'nda açıklanan Dreamtown projesi, 100 bin metrekarenin üzerinde inşaat alanı ve 550 konutuyla döneminin Adana'daki en büyük konut yatırımlarından biriydi.
Projenin sosyal alanları da dikkat çekiyordu.
Havuzlar…
Spor alanları…
Tenis kortları…
Sinema…
Sauna…
Çocuklar için alanlar…
Orhan Avcı o günlerde, projelerinde oluşturdukları güveni, işleri taahhüt edilen süreden önce tamamlama çabasıyla pekiştirmek istediklerini anlatıyordu.
**
Sonra başka bir sayfa açıldı.
Çukurova Üniversitesi Eczacılık Fakültesi…
Or-Han İnşaat tarafından yapımı üstlenilen bina, grubun eğitim alanındaki çalışmalarından biri oldu. Halil Avcı ve Orhan Avcı, temel atma töreninde projenin ayrıntılarını konuklarla paylaştı.
Bir baba…
Bir oğul…
Ve birlikte yükselen yapılar.
Fakat onları anlatırken sadece beton ve demirden söz etmek eksik kalır.
Çünkü Orhan Avcı'nın hikâyesinde başka bir sahne daha var.
O da hayırseverlikleridir…
İş arayan bir baba için yapılan çağrıya kısa sürede karşılık verdi ve bir babanın iş sahibi olmasına yardımcı oldu.
Bazen insanın kim olduğunu gösteren şey yaptığı büyük projeler değil.
Bazen küçücük bir telefon…
Bazen uzatılan bir el…
Bazen de kimsenin görmediği bir iyiliktir.
**
Orhan Avcı'nın iş dünyasındaki yolculuğu da zamanla kendi başına bir kimlik kazandı.
2019'da DreamWork Offices projesiyle "Yılın Girişimcisi" seçildi. Proje, Adana'daki yaratıcı insanların çalışma ve toplantı ihtiyaçlarına yönelik modern bir ofis ve etkinlik alanı olarak tanıtılmıştı.
Böylece baba tarafından atılan temellerin üzerine oğul tarafından yeni katlar çıkılıyordu.
Ama bu bir gökdelen hikâyesi değildi.
Bir aile hikâyesiydi.
Halil Avcı'nın elindeki mühendislik cetveli…
Orhan Avcı'nın elindeki ekonomi ve girişimcilik bakışı…
İkisi birleşince ortaya sadece şirket değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir çalışma kültürü çıktı.
**
Bugün Halil Avcı Şirketler Grubu'nun hikâyesine bakıldığında 1979'da Adana'da başlayan yolculuğun farklı sektörlere ve Türkiye sınırlarının dışına uzandığı görülüyor.
Orhan Avcı ise bu hikâyede yeni kuşağı temsil ediyor.
Belki de bütün hikâyenin özeti şu:
Bir baba, Adana'da bir temel attı.
Oğlu o temelin üzerine yeni hayaller kurdu.
Biri mühendis gözüyle baktı…
Diğeri ekonomist gözüyle.
Ama ikisinin baktığı yer aynıydı:
Adana.
Çünkü bazı insanlar şehirde bina yapar.
Bazıları da yaptığı binalarla şehrin hikâyesine imza atar.
Halil Avcı ve oğlu Orhan'ın hikâyesi de tam burada anlam kazanıyor.
Birinin başlattığı yolculuğu diğerinin devam ettirmesi…
Sadece bir şirketin büyümesi değildir.
Asıl mesele, emeğin babadan oğula, tecrübenin kuşaktan kuşağa ve Adana sevgisinin bir nesilden diğerine aktarılmasıdır.
Ve belki de yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, geride
kalan en değerli şey yapılan binalardan çok şu olacaktır:
"Bu şehirde yaşadık, bu şehirden kazandık ve bu şehre bir şeyler bırakmaya çalıştık."