CANLI YAYIN
Ersin Ramoğlu
ERSİN RAMOĞLU

İki ayrı lezzet durağı

Eklenme Tarihi 06 Kasım 2026

Kimi bir hayalle, kimi de bir tesadüfle başlar…

Yeşil Fırın'ınki ise biraz un, biraz emek, bolca sevgi ve kocaman bir hayalle başladı.

Hikâyemizin kahramanı Faruk Korkmaz…

Namıdiğer Faruk Usta!

Faruk Usta'nın hamurla tanışması dedesiyle başladı.

Yani işin ucunda dede mesleği değirmencilik var.

Unun nereden geldiğini, hamurun nasıl yoğrulduğunu, lezzetin nasıl yakalandığını çocukluğundan bilir Faruk Usta.

Senelerce yufka ve kadayıf ustalığı yaptı.

Derken şehre nam saldı.

Hamur elinde başka bir lezzete dönüştü.

Faruk Usta'nın hep başka bir hayali vardı…

"Öyle bir fırın kurayım ki ürünlerim doğal olsun, katkısız olsun, yiyen bir daha gelsin!"

Üstelik sadece karınlar değil, gönüller de doyursun…

**

2016 yılında bölgenin gözde pastanelerinden birinde yaş ve kuru pasta ustası olarak çalışırken bir gün; "Ustalık tamam da, Faruk artık kendi fırınının ustası olma zamanı gelmedi mi?" diye sordu.

Sonra kolları sıvadı.

Tecrübesini, enerjisini, güler yüzünü ve misafirperverliğini alıp yola koyuldu.

"Yeşil Fırın" da böyle doğdu.

Dükkâna gelen herkes yalnızca pasta, börek, çörek almıyor; Faruk Usta'nın emeğinden, sevgisinden ve ikram kültüründen de nasipleniyor.

Faruk Usta'ya bir kez gelen bırakamıyor.

O da onu istiyordu ya.

Fiyatları belirlerken hep müşteriyi düşündü.

Kaliteden de taviz vermedi.

Doğallık, tazelik ve lezzet…

Yeşil Fırın'ın üç temel direği oldu.

**

Yeşil Fırın'da satılan ürünlerin hepsi kendi imalatı.

Başka yerde pişip buraya gelen değil, mutfağında hazırlanan ürünler bunlar.

"Yeşil Fırın" böyle büyüyor.

Hem de şaka bir büyüme değil.

Faruk Usta'nın hayallerini süsleyen küçük fırın, bugün 700'ü aşan çalışanıyla Avrupa'nın en büyük butik pastanesi olma iddiasıyla yoluna devam ediyor.

Düşünsenize, bir zamanlar hamur yoğuran eller şimdi yüzlerce insana ekmek kapısı oldu.

Demek ki bazı hamurlar sadece pastaya değil, büyük hayallere de şekil veriyor!

Faruk Usta'nın iştahı hâlâ yerinde.

Bu kez söz konusu pasta değil, büyüme hedefleri…

En az 10 bin metrekarelik üretim tesisi, Adana başta olmak üzere çevre illerde yeni şubeler, Türkiye'nin dört bir yanına ve yurt dışına uzanan e-ticaret ağı…

**

Siparişleri 45 dakikada müşteriye ulaştırma hedefi de var.

Yani canı pasta çekenin sabahı beklemesi gerekmiyor.

Cepte Yeşil uygulamasıyla müşterilerine özel indirimler ve puanlar da sunmak istiyor.

Faruk Usta'nın bütün bu çabasının arkasında ise çok sade ama çok kıymetli bir düşünce yatıyor:

"Allah'ın da yardımıyla işimi sürekli geliştirerek daha çok kişiye istihdam sağlamak, herkesin uygun fiyata kaliteli ürünlere ulaşabilmesini istiyorum."

Yeşil Fırın'ın asıl mayası bu!

Biraz dededen gelen meslek kültürü, biraz kardeş dayanışması, bolca ustalık, üzerine de alın teri…

Faruk Usta bize bir kez daha gösteriyor ki insan hayallerini güzel yoğurursa, emekle pişirirse ortaya sadece güzel ürünler değil, kocaman bir başarı hikâyesi de çıkıyor.

Yeşil Fırın'ın adı yeşil, lezzeti tatlı, hikâyesi ise sıcacık!

Ve anlaşılan o ki Faruk Usta'nın fırınında daha çok ekmek, daha çok pasta, daha çok hayal pişecek…

Çünkü bazı ustalar sadece hamur yoğurmaz; geleceği de yoğurur!

**

DÜNYAYA UZANAN LEZZET YOLCULUĞU

İnsan yolculukları bazen tek başına çıkmaz.

Yanına çocukluğunu, anılarını, güvenini ve en büyük dayanağını da alır.

Mert ve Mete Bigay kardeşlerin öyküsü böyle başladı.

Hikâyelerinde iki ayrı hayat, iki meslek ama ortak bir hayal var.

Birbirine güvenen, aynı hedefe inanan ve kardeşlik bağını ortak bir başarı öyküsüne dönüştüren iki insanın masalıdır bu…

Mert Bigay, uzun yıllar uluslararası bir ilaç şirketinde İstanbul ve Bursa Bölge Müdürü olarak görev yaptı.

Türkiye'nin üçte birini kapsayan geniş bir bölgede sorumluluk üstlendi.

Kurumsal hayatın disiplinini, yönetim tecrübesini ve iş dünyasının dinamiklerini yakından tanıdı.

**

Ama içinde başka bir tutku vardı:

Gastronomi…

2016 yılında isteğiyle ilaç sektörünü bıraktı.

Yeni bir hayalin peşinden gitmeye karar verdi.

Eğitimler aldı, kendini geliştirdi ve yepyeni bir sayfa açtı.

An güzel tarafı da yanında ağabeyi Mete Bigay'ın olmasıydı.

Mete de görev yaptığı kurumdan ayrıldı ve kardeşiyle birlikte bu yolculuğuna katıldı.

İki kardeş, alıştıkları hayatı bırakıp aynı hayalin içine daldı.

Biri birikimini, diğeri tecrübesini ortaya koydu.

Ama onları birleştiren ne sermayeydi ne ticari bir hesap…

Kardeş olmak aynı soyadı taşımaktan ibaret değildir.

Bazen birinin hayali, diğerinin umudu olur.

Biri yorulduğunda diğeri omuz verir.

Biri tereddüt ettiğinde diğeri cesaret verir.

Başarı da zorluk da ortaklaşa yaşanır.

Mert ve Mete Bigay, bu anlayışla Kifidis Büyüksaat Kebapçısı'nı kurdu.

10. yıla yaklaşırken geride yalnızca yılların emeğini değil, birlikte büyüttükleri bir markayı ve güveni bıraktılar.

Farklı mesleklerde edindikleri tecrübeyi gastronomiye taşıdılar. Kurumsal disiplini, kaliteli hizmeti ve misafir memnuniyetini merkeze koydular.

**

İki kardeşin hayalleri büyümeye devam ediyor.

Kendilerine duyulan güven, 'Kifidis Dürüm'ü yarattı.

Dürüm, bu toprakların kültüründe özel bir yere sahip. Sokaklarımızın, sofralarımızın, dost sohbetlerimizin ve gastronomi mirasımızın vazgeçilmez lezzetlerinden biri.

Adana'nın tarihî dokusunu yansıtan bir konakta, geçmişin ruhunu koruyarak yeni nesil bir dürüm ve kafe konsepti oluşturdular. Tarihî yapının özgün kimliğine dokunmadan geleneksel lezzeti modern bir anlayışla buluşturdular.

Bir tarafta geçmişin hatıraları, diğer tarafta geleceğin heyecanı…

Tıpkı iki kardeşin hayatı gibi.

Onların yaklaşımı çok anlamlı:

"Biz dürümü değiştirmiyoruz, dürümün dünyasını büyütüyoruz."

Bu söz, aslında Mert ve Mete Bigay'ın hayata bakışını da anlatıyor.

Hedefleri, Kifidis Dürüm'ü önce Türkiye'de, ardından uluslararası alanda güçlü bir Türk markasına dönüştürmek.

Ama Mert ve Mete'nin hikâyesinde beni en çok etkileyen şey ise ticari başarılarından önce kardeşlikleri…