Bazıları göreve gelir gelmez odasını değiştirir.
Bazıları ise kurumun kaderini…
Aradaki farkı anlamak için uzun uzun rapor okumaya, kalın dosyalar karıştırmaya gerek yok.
Elektrik faturası düşüyorsa…
Öğrenci proje üretiyorsa…
Hastane güçleniyorsa…
Şehir üniversiteyi konuşuyorsa…
Orayı yöneten kişi doğru iş yapıyor demektir.
Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar başarılı yöneticiye çok çarpıcı bir örnektir.
Başarılı yönetici sabah kalınca "Bugün beni kaç kişi alkışlayacak?" diye düşünmez.
"Bugün kuruma ne kazandıracağım?" diye düşünür.
Alkışın sesi kısa ama kurulan sistem yıllarca sürer.
Koltuk değişir sistem değişmez.
Asıl başarı budur.
Erol Hoca güneşten enerji üretiyor.
Üniversitenin çatısına güneş enerji sistemi kurmak, aslında onun yönetim anlayışının küçük bir özeti.
**
Eskiden kurumlarda klasik soru şuydu:
"Ampulleri kim açık bıraktı?"
Şimdi Mersin Üniversitesinde soru değişmiş:
"Daha kaç panel takabiliriz?"
Vizyon dediğiniz şey de budur.
Bazı kurumlar güneş görünce perdeyi kapatır.
Mersin Üniversitesi ise panel takıyor.
Aradaki fark da faturaya yansıyor.
Güneşli hava bütçeye katkı demek.
Mersin'de güneş zaten bol.
Gölge serinletir.
Ama güneş paneli de bütçeyi düzeltir.
Yani mesele panel değil.
Mesele zihniyet.
Bir başka konu…
Öğrenciler meselesi.
Başarılı yönetici öğrenciyi mezun etmez.
Ürettirir.
TÜBİTAK projeleri…
TEKNOFEST çalışmaları…
Milli Teknoloji Atölyesi…
Ar-Ge faaliyetleri…
Mersin'de öğrenciye proje de veriliyor.
İş dünyasında diploma giriş kartıdır.
Proje ise VIP bileti.
Dünya değişti.
Üniversiteler de değişmek zorunda.
Bir öğrencinin laboratuvarda geçirdiği bir saat, bazen sınıfta dinlediği on dersten daha fazla şey öğretebiliyor.
Çünkü teori önemlidir.
Ama uygulama teorinin karakter testidir.
**
Ve sağlık.
Erol Hoca Üniversite Hastanesi'nin teknolojisini yeniliyor.
Onkoloji hizmetleri gelişiyor.
Diş Hastanesi güçleniyor.
Bunlar üniversitenin değil, Mersin'in kazancı.
MR cihazı sadece görüntü çekmez.
Doğru zamanda doğru teşhis koyar.
Doğru teşhis de hayat kurtarır.
Tabii bunu muhasebe tablosunda göremezsiniz.
Beklemek zordur.
Hele hastanede beklemek daha zordur.
İyi yönetici bunu da hesaplar.
Hastanenin hızla organize edilmesi…
Sağlık hizmetlerinin sürdürülmesi…
Erol Hoca öğrencinin de hayatına dokunan işler yapıyor.
Ucuz yemek gibi.
Ücretsiz ring gibi.
Staj.
Mentorluk.
Başarılı yönetici öğrencinin sadece not ortalamasını değil, yaşam kalitesini de düşünür.
Çünkü aç öğrenci derse odaklanamaz.
**
Üniversitenin şehirle ilişkisi.
Sanayiyle iş birliği.
Tarıma katkı.
Lojistiğe destek.
Kamu kurumlarıyla ortak çalışmalar.
Başarılı yönetici kampüs duvarlarını yükseltmez.
Duvarları kaldırır.
Üniversite şehirden kopuk yaşayamaz.
Mersin'in limanı varsa üniversite konuşmalı.
Tarımı varsa araştırmalı.
Sanayisi varsa çözüm üretmeli.
Çünkü üniversite şehrin aklıdır.
Şehrin laboratuvarıdır.
Şehrin düşünce merkezidir.
Çünkü iyi yönetici giderken arkasında boş koltuk değil, çalışan bir sistem bırakır.
Güneşe bakan bir çatı…
Projeye bakan bir öğrenci…
Teknolojiye bakan bir hastane…
Şehre bakan bir üniversite…
Ve bütün bunlara bakan bir yönetim anlayışı.
İşte Rektör Erol Yaşar'ın yaptıklarından kısa bir bölüm.
**
HİKMET KAYA
Hikmet Kaya'yı anlatırken aklıma lüks makam odası gelmiyor.
Aksine, baretin altında terleyen bir alın, çamurun içinde dolaşan çizmeler ve sürekli çalışan bir şantiye geliyor.
Çünkü o, klasik patronlardan değil.
Uzaktan talimat veren, elbisesinin ütüsü bozulmasın diye şantiyeye uğramayan patronlardan değil o…
İşinin başında duruyor.
Tozun, toprağın, demirin, betonun arasında.
Deprem illerinde yükselen onlar sayesinde yükseldi.
O evler, yıkılmış hayatların ayağa kalkma çabasıydı.
Bir çocuğun yeniden odasına kavuşması, bir annenin mutfağında çay demleyebilmesi, bir babanın kapısını kendi anahtarıyla açabilmesiydi.
İnşaatın en güzel sesi beton mikserinin gürültüsü değildir.
İnşaatın en güzel sesi, eve taşınan insanların kahkahasıdır.
Hatay Valisi Mustafa Masatlı'nın tamamlanan konutları gezerken balkonlardaki çamaşırları görünce nasıl duygulandığı anlatıldı.
Düşünsenize…
Bir balkonda sallanan çamaşırlar…
Kimine göre sıradan bir manzara.
Oysa deprem yaşamış bir şehir için o çamaşırlar, hayatın geri döndüğünün ilanıdır.
**
Sırf karalamak için yanlış bilgi yaymak, insanların umutları üzerinden siyaset üretmek vicdanla bağdaşmaz.
O evlerde oturanlar sıradan birileri değil.
Onlar depremde annesini, babasını, evladını, komşusunu kaybetmiş insanlardır.
Anahtarını eline alan depremzedenin gözündeki sevinci görmeden, masa başında hoyrat yorumlar yapmak ihanettir.
Hikmet Kaya sahada çalışan, söz verdiği işi zamanında bitiren insanları evlerine kavuşturan emekçidir.
Deprem yaralarını sarmak zordur.
Yıkılan sadece binalar değildi;
Umutlar, hatıralar ve hayatlar da enkaz altında kalmıştı.
Böyle zamanlarda yapılan her iş hayata açılan bir kapıdır.
2004'den bu yana Hİ-KA İnşaat'ın gerçekleştirdiği projeler, Türkiye'nin kalkınma hikâyesinin önemli parçalarından biridir. Otoyollar, köprüler, viyadükler, endüstriyel tesisler, deniz yapıları, oteller ve daha nice eser…
Hikmet Kaya'yı tanıyanlar, onun hayırsever yönünü de bilir. Çünkü gerçek zenginlik, sahip olduklarını paylaşabilmektir.