Çok önemli bir tespittir bu!
Reis Türkiye'yi savaşa sokmamak için çalışıyor…
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in dediği gibi tarihin en kalitesiz siyasetini yapan Özgür Özel iktidarda olsaydı savaşa girmiştik.
Çirkin dilli bu adam da ülkeyi ateşe atmak için çabalayacaktı.
Biz kimseden korkmayız, merminin üzerine bile yürürüz.
Hele Siyonist'e, hele katil İsrail'e karşı…
Şükretmek lazım ki iktidarda Reis var
Netenyahu denen katilin Gazze'de Lübnan ve İran'da
Yaptıkları ortada..
Hitler'e çok kızıyordum…
Katil Netenyahu'nun çocuk, kadın ve yaşlıları katlettiğini görünce artık kızmıyorum.
Evet Ortadoğu yangın yeri…
Reis savaşın durması için geceyi gündüzüne katıyor.
**
Adana Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Eğitim Şefi Prof. Dr. Şerafettin Demir'in "Tıbbiyebülteni" isimli dergide yazdığı ilginç bir yazı var.
Demir, yazıda Ortadoğu'nun inşasında sağlığın önemine değindi.
"Ortadoğu'da sınırlar değil yaralar değişti" diyen Demir, Irak'ın işgali, Suriye iç savaşı, Yemen'deki yıkım.
Gazze'de yaşananlar sınır değil yaraları değiştirdi.
Irak'ın işgali, Suriye iç savaşı, Yemen'deki yıkım ve Gazze'de süregelen trajediler yalnızca şehirleri değil, toplumların en kırılgan damarlarını da parçaladı.
En başta da sağlık sistemlerini tabii.
Savaş bittiğinde insanlar çoğu zaman, yeniden yapılanmayı tankların çekildiği, yolların açıldığı ve binaların yükseldiği bir süreç olarak düşünür.
Oysa gerçek inşa çok daha sessiz bir yerde başlar:
O yer de hastanelerdir.
Toplumun ayağa kalkması, yaralarını sarabilmesi ve geleceğe güvenle bakabilmesi için önce sağlık sisteminin inşası gerekir.
Ortadoğu'nun en büyük sorunlarından biri budur.
Yıkılmış hastaneler, ülkesini terk eden binlerce hekim ve kesintiye uğramış halk sağlığı programları.
Suriye'den Yemen'e kadar sağlık sistemleri savaşın görünmeyen cephesi haline geldi.
**
Ortadoğu'nun yeniden inşasında sağlık bir insani yardım meselesi değil, jeopolitik bir alandır.
Kim hastaneleri kuracak?
Kim doktorları eğitecek?
Kim bölgenin sağlık altyapısını ayağa kaldıracak?
Artık diplomasi masalarında bu sorular soruluyor.
Tam da bu noktada Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat var.
Yirmi yıldır Türkiye'nin sağlık sisteminde yaşanan dönüşüm yalnızca ülke içinde değil, bölgesel ölçekte de dikkat çekiyor. Modern hastaneler, geniş sağlık insan gücü ve kriz bölgelerinde edinilmiş saha deneyimi Türkiye'yi Ortadoğu'nun sağlık merkezi haline getiriyor.
Suriye sınırında yürüttüğümüz sağlık hizmetleri bu kapasitenin somut örneklerinden biri oldu.
Savaşın hemen ötesinde kurulan hastaneler ile sağlık merkezleri, sağlık hizmetlerinin savaşta bile sürdürülebileceğini gösterdi.
**
Mesele yalnızca hastane kurmak değil.
Savaş sonrası toplumların en büyük sorunu çoğu zaman doktor eksikliğidir. Yıkılan hastaneler yeniden yapılabilir ama yetişmiş hekimlerin yerini doldurmak yılları alır.
Ortadoğu'nun yeniden inşasında asıl kritik başlık sağlık eğitimi olacaktır. Bu noktada Türkiye'nin önemli bir kurumsal avantajı bulunuyor: Sağlık Bilimleri Üniversitesi.
Bu üniversite klasik bir yükseköğretim olmanın ötesinde, Türkiye'nin sağlık kapasitesini uluslararası ölçeğe taşıyabilecek bir potansiyeline sahip.
Ortadoğu'dan gelen genç hekimlerin Türkiye'de eğitim alması, sağlık yöneticilerinin burada yetişmesi ve ortak araştırma merkezlerinin kurulması bölgenin sağlık mimarisini etkileyebilir.
Bunun diplomatik anlamı da küçümsenmemeli.
**
Tarih boyunca eğitim kurumları ülkelerin yumuşak gücünün önemli araçlarından olmuştur. Bugün ABD'nin dünyadaki etkisinin arkasında Harvard ve MIT gibi üniversiteler ne kadar önemliyse, Fransa'nın kültürel etkisinin arkasında da Sorbonne'un rolü vardır.
Ortadoğu'nun genç doktorları Türkiye'de yetişirse, yarının sağlık sistemleri de büyük ölçüde bu eğitimden beslenecektir.
Bu yalnızca bir akademik mesele değil, aynı zamanda uzun vadeli bir bölgesel ilişki ağı anlamına gelir.
Sağlık diplomasisi dediğimiz alan planlama, yatırım ve stratejik vizyon gerektirir.
Ortadoğu yeniden inşa sürecine girecek.
Yeniden inşanın sessiz ama en kritik cephesi sağlık olacak. Hastaneler yeniden yapılacak, sağlık sistemleri yeniden kurulacak ve milyonlarca insan yeniden tedaviye erişecek.
Soru şu: Bu sürecin merkezinde kim olacak?
Eğer doğru stratejiler geliştirilirse Türkiye yalnızca bir sağlık hizmeti sağlayıcısı değil, aynı zamanda bölgenin sağlık bilgi üretim merkezi haline gelebilir.
Bazen ülkenin gücü tanklarla değil, kurduğu hastanelerle ölçülür. Ortadoğu'nun geleceğinde belki de en güçlü diplomasi dili tam olarak bu olacaktır.