Suriye ve Irak ele alınmış. Rusya ve İran ile yürütülen Astana süreci siyasi geçiş sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmiş. Sonra Kıbrıs müzakerelerine ve Myanmar'daki Arakanlı Müslümanlara değinilmiş.
Yapılan açıklamaya göre 2016 yılı içinde gerçekleşen terör olaylarının herbirinin ayrıntılı olarak konuşulduğu görüşüyor. Karlov suikastinden Kayseri saldırısına kadar hepsi ele alınmış ve bu asimetrik saldırı tipine karşı verilen mücadelenin iç ve dış boyutları konuşulmuş. Görünen o ki, içeride çeşitli başarılar elde edildiği düşünülüyor ve bunun uluslararası ayağına odaklanmak gündeme geliyor. Aslında DEAŞ sınırımızdan atıldığı için Türkiye'ye yönelik bir yıl öncesine oranla daha az tehdit oluşturduğu doğru. Reina saldırısı gibi saldırılar hala mümkündür ancak artık sayıca daha az olacağı kestirilebilir.
PKK'nın içeride ağır bir darbe yediği ve artık şehir ayaklanması veya kırsal saldırı örnekleri gösteremediği de ortada. Şu an PKK bomba yüklü araç saldırıları dışında bir saldırı şansına sahip değil. FETÖ ile mücadelede de belli bir noktaya geldiğimiz görünüyor. Fakat MGK açıklamasında da belirtildiği gibi bu mücadelenin uluslararası arenada yankı bulmaya ihtiyacı var. Batılı müttefiklerimiz maalesef FETÖ'ye arka çıkıyor, PKK'yı açıkça destekliyor, DEAŞ'ı görmezden geliyor. Bu üç örgütle birden savaşırken müttefiklerinin Türkiye ile aynı düzlemde bulunmuyor oluşu ciddi bir zafiyet. Mücadeledeki haklılığımızı uluslararası kamuoyunda daha iyi seslendirmenin yolları aranmalı. Fakat bu çok kolay değil. Zira müttefiklerimiz bilmedikleri için böyle yapmıyor. Aksine bile isteye bu şekilde davranıyor. O nedenle de ikna edilmeleri çok daha güç olacaktır.
Bu konuyla bağlantılı olarak bir başka önemli mesele ise Amerika'nın SDG güçlerine yani PYD'ye zırhlı araç sağlamış olması. MGK açıklamasında en somut madde bu. İma yoluyla da olsa doğrudan Amerikan yardımlarını eleştiriyor. Terörle mücadelede başka terör örgütlerini desteklemek Amerika'nın ilk kez tercih ettiği bir strateji değil. Daha önce defalarca bunu uyguladı. Her seferinde bumerang etksi olmasına rağmen, farklı Amerikan yönetimleri farklı dönemlerde bu tür yollara başvuruyor. Şimdi bunu Tump yönetimiyle ilişkilendirenler var.
Fakat aslında bu doğru değil. Bahse konu olan silah yardımının kararı Obama döneminde verilmişti. Muhtemelen Trump'ın haberi bile yoktur bundan.
Bürokratik işleyişin bir sonucu olarak gerçekleşmiştir. Tabii her ne olursa olsun, Türkiye açısından son derece rahatsız edici bir durum.
Bildiri ayrıca Astana sürecine verilen desteğin devam edeceğini de dile getiriyor. Astana'dan beklentinin siyasal müzakereyi başlatması olduğu da yine açıklamanın içeriğinden belli oluyor. Siyasi geçiş süreci ve insani sorumlulukları yerine getirmek ön planda. Tabii şimdilik Astana sürecinin geleceği çok belli değil. Ancak Türkiye bunu Amerika ile kuracağı ilişkinin bir aracı olarak görmeye devam edecektir.
Bildiride Kıbrıs meselesi de değerlendirilmiş. Ve oldukça sert bir dil tercih edilmiş. Kıbrıs halkı değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ifadesi bilerek kullanılmış. Bu ifadeler anlamsız bir şekilde hiç de olmayacak bir vakitte gündeme gelen Kıbrıs müzakerelerine dair de bir sinyal niteliği taşımaktadır. Çok daha kritik gündem maddeleri varken, Kıbrıs'ın da bunlara eklenmesi beklenmezdi ve öyle de oldu.
Cumhurbaşkanı'nın son derece yerinde müdahlesiyle mesele rafa kaldırıldı.
Daha uygun bir zamanda elbette tekrar gündeme gelebilir. Ama şimdi değil.