Okullarda hayatta kalma dersi de okutulmalı. Üzerine ağır yükler bindirilen çocukların sendelediği bir zaman diliminden geçiyoruz çünkü. Onların içi dışından da görülür.
Okuldaki terbiyenin karşılığını vermek çocukluğun en değerli ödevidir.
Çocuklarına silah kullanmayı değil büyüklerine yer vermeyi öğretirdi babalar. Biz öyle gördük.
Okullarda ayakta kalma dersi de okutulmalı. Bir kuş sadece kanatları olduğu için uçmaz. O çocukların da sadece okulu bitirmekle ayakta kalacağı gerçeği söz konusu olamaz.
Yapay zekanın insanların yerini alacağı bir dünyada, doğal zekanın her şeyi alt edebileceği gerçeği inşa edilmelidir. Ama sosyal medya mezbahalarındaki linç devriyelerinden ve dizilerdeki bilinçaltı mesajlardan o çocukları korumak hiç kolay değil artık.
Okullarda sorumluluk dersi de okutulmalı. Devletine, ailesine ve her şeyden önemlisi kendi geleceğine yönelik sorumluluk. Buna aileler de dahil edilmeli öğretmenler de. Bizler her gece vicdanımızı sorgulamayı öğreten öğretmenlerle büyüdük.
Yaz tatilinde aydın öğretmenlerimin önerdiği tatil kitaplarının içinde gezindiğim masum yıllar geliyor gözlerimin önüne. Her birini rahmet ve saygıyla anıyorum.
Okullarda şarkılar da öğretilmeli.
Bizler o şarkıları çocukluğumuzdan beri aklımızda tutuyoruz. "Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür." O masum okul yılların ve çocukluğumuzun en güzel marşıdır;
"dağ başını duman almış yürüyelim arkadaşlar." H H H
Her şeyi de okullara bırakmayalım.
Depresyon ilaçlarıyla boğuşan çocuklar için televizyonlarda özel programlar olmalı. Çocuklara yönelik bilimsel, ruhsal sempozyumlar düzenlenmeli. Her şeye sponsor olanlar böyle konuları israf sayar.
Belediyeler işin içine girse paraları çıkmaz ama yatarken giydiğini sahnede giyen pespaye şöhretlerin konserine milyonlar akıtırlar.
Eskiden yürek hesabına bakılırdı, şimdi silahların kalbi dolu insanların boş! Bu iç kanamayla nereye bu yolculuk? Çocukların saflığını elinden alırsanız, umutsuzluk, şiddet ve depresyondan başka geriye ne kalır? Vatana millete hayırlı evlat yetiştirmenin yeni kurallarındaki özgürlük ve yaratıcılık bilgisayar ekranlarının dışına çıkamıyorsa, anneler babalar ekran başına çivilenmek zorunda mıdır?
Çocuklar adına cevabı verilmeyen o kadar çok soru birikti ki! Ayrıca yapılan bir araştırmaya göre çok soru sormak ömrü kısaltıyormuş! Mühim değil ben de sonlardayım zaten!
21 NİSAN 2026
Bahar için temizliğe başla.
Değişmez altın kuralların olsun.
Anı yaşa.
Sevdalı bir rüzgar Dolaşır tenimde Kokunu getirir Hala baktığım yerdesin Bir ihtimal daha yok Mavi düşlerim kayıp Şimdi gözlerimde Açılmayan perdesin Hani unutmak ölmekti Bağışla merakımı Biliyorum ölmedin ama Nerdesin Hakkı YALÇIN
Allah'ımıza şükürler olsun ki, hala gerçek dostlarımız var!
Ah be Yılmaz'ım!
Pazar sabahı çok sevdiğim kardeşimi kaybettim. Saygıda sevgide kusur etmeyen 'bizim Yılmaz'ı. Rıza Yılmaz Yalçın. Gençliğinde saçlarında kıvırcık çoktu; "Peruk Yılmaz" derlerdi. Bir gün önce çocukluğumuzun geçtiği Merter Tozkoparan'da cami avlusunda birlikte çay içtik, sabahında fenalaştı ve hayata veda etti. Her kardeşin yeri özeldir. Babam öldüğünde Yılmaz 4 aylıktı. Rahmetli anamın gözbebeğiydi.
Çile çekti, rahatsızlıkları vardı ama hayata gülümseyen ve herkesin çok sevdiği özel bir insandı. İnsan kardeşini kaybedince cümleler de düğümleniyor.
Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun.