Asalet sıradandı herkeste vardı.
Zor okunan kitapları bile kolayca okurdu gençler. Kızların etekleri kısaydı, erkeklerin saçı uzun, ne fark eder. Kadının ruhuna bakılırdı, erkeğin kafasının içine. Bilgili olmanın asil bir yanı vardı, cehaletin sırtı sıvazlanmazdı.
Her konuda haksızlığa kafa tutardı gençler, kimseyi lafa tutmazdı. Destansı öyküsü vardı her birinin. Gözaltına alındılar işkence gördüler ama el üstünde gittiler mahşere. Herkes inandığı bir düşüncenin peşine takıldı.
Haram paranın ve komşunun karısının peşine takılıp ayakaltı olmadılar ya!
İşçilerin adam yerine konulduğu yıllar. Öğretmenlerin yanlışlara suskun kalmadığı mevsimler. İnsanlar sevgi ve saygı yumağı. Bedenler yere serilse de ruhlar ayakta. Varsın gaz ve yağ kuyrukları olsun. Şimdiki gibi parayı görünce kuyruk sallayanlar yoktu ya!
Mahalleler imece beldesi. Sokak çeşmeleri gürül gürül. Her mahallede bir tiyatro, her tiyatroda gerçek sanatçı dönemi. Futbolcuların cümlesi adamdı ne bileğe basarlardı ne yalan yere yemin ederlerdi. Maçlarda radyonun başında dönerdi dünya. Tek kanallı bir televizyon vardı, varsın sansürü olsun.
Şimdiki sosyal medya gibi zehir kutusu değildi ya!
Amerika ve Rusya'nın kışkırttığı 70'li yıllar. Bir kargaşa vardı yalan değil, bir kapışma. Labirentin bir ucu 'Bağımsız Türkiye'ydi, öbür ucu 'Milliyetçi Türkiye.' Karartma gecelerinde bile hepsinin rüyası aydınlıktı. Muhtemeldir ki hepsinin de soyağacı bitki örtüsüydü, bütün çocuklar ezebilir, üzerinde gezebilir diye.
Kimsenin elini eteğini öpmediler, çocukları gözlerinden öptüler.
Hapishaneden buluttan zarflar içinde mektuplar gönderdiler sevdiklerine.
Futbol kabadayıları gibi banka dolandırıp çek göndermediler ya!
Yoksulluğa rağmen ayakta kalan değerleri vardı memleketin, para bizi biz yapan değerlerin tümünü satın aldı.
Haysiyetle yapılan sözleşme yüreklerde bozulduktan sonra toplum da büyük bir hızla bozuldu.
Gerçek aşka verilen değer hükmünü yitirdi. Yalan en büyük doğru oldu.
Meslek onurunu satmak itibarlı hale geldi. Pespaye kadınlar zibidi oğlanlar sergisinde sanatın çehresi de değişti ruhu da. Ana fikir; şehvet ve para oldu. Eski bir çerçevede kaldı zarif fotoğraflar.
Mazideki güzel insanların çocukları hayattan teselli aradıklarında eski şarkılara ve solmuş fotoğraflara sığınırken, her biri muhabbet bağlarında kendini biriktiriyor.
Babalarından kalan onurlu mirasa mahsuben, gelen giden "bozuk para gibi" harcasın diye.
22 NİSAN 2026
Her şartta kibar davran.
Gıcırdayan kapıları yağla.
Tutumlu ol.
Fotoğraf çek.
Bir kader fırtınası Aramızdaki savaş En deli anıları Siliyor yavaş yavaş Kendini ele verir Kalbi kırık sevdalar Sönmeye çeyrek kala Yıldızlar böyle parlar Aşk da yenilir Zamana karşı Kal diyemem ki sana Git hadi git Bazen alışmak Kıymaktır aşka Alıştık ve kaybettik
Hakkı YALÇIN
Toplumun yüzde 92'si televizyon izliyor, yüzde 65'i hiç kitap okumuyor.
Uçurtma!
Bu mevsimde çocuk ve uçurtma hayatın ayrılmaz parçasıydı, rengarenk bir konfeti yağmuru. Uçurtmanın verdiği özgürlük, kuşlar gibi yaşamaya duyulan özlemin yansımasıydı.
Uçurtma; yeryüzünün resmini çekerken çocuklara gözü gibi bakardı da gökyüzünden, özgürlüğün kalbine akardı.
Uçurtma rüzgarın söylediği şarkılar eşliğinde merdivenle gökyüzüne çıkmak gibiydi çocuklar için. O uçurtma ki; eğilmeyen başları temsil ederdi, çocukların hayata duyduğu özgüveni.
Yarınlarını bile çaldırdık da o çocukların hiç olmazsa uçurtmasına kıymasaydık!