Adaletin bile yandaşlığa dönüştürülmesi konuşulurken, işaretler iyi değil.
Yakında hiçbir şeyimiz kalmayacak!
Vicdanlar zaten kayıp.
Ayıp olan şeyler de ayıp sayılmıyor, paraları saymak varken.
Böyle günlerde ortaya çıkıp, bas bas bağırması gerekenler, güçlünün saflarını sıklaştırmayı daha uygun buluyorlar.
Herkes kendi gemisinin kaptanı.
Bal tutan parmağını yalıyor ya...
Gazetecilik mesleğinde yeteneğin ve emeğin zerre kadar değer kalmadı.
Popüler yavşaklarla, güçlünün işaret ettiği kesimin adamları, aynı kavşakta buluşuyor.
Yalansa yalan!
Yağcılıksa yağcılık!
Üstelik, gelecek zaman diliminde, kimlerin hayatta kalması gerektiğini bile belirliyorlar.
Aydınlar, askere yüklenmek gerektiği zaman ortaya çıkıyor.
Memleketi sevmek, gerçek anlamda haksızlıklara direnç göstermek konusunda asla yoklar.
Her taşın altından çıkanlara sorun bakalım!
"Aydınların kuluçkaya yattığı Amerikan kümesinde, demokrasi mi dokunulmazlıktan çıkar?
Dokunulmazlık mı demokrasiden çıkar?"
Sorun bakalım o aydın denen karanlıklara!
Biraz da haysiyetli olsalar ne çıkar!
Tarihin en karanlık yıllarını yaşıyoruz.
Paranın ve yalanın her şeyin üzerine çıktığı, insani değerlerin ayaklar altında gezindiği yılları.
Bu yılların bizlerden alacağı daha çok şey var.
Güveneceğimiz bir medyamız vardı, son kırıntılarıyla idare ediyoruz.
Bağımsız bir adaletimiz vardı, yokoluşa giderken sadece birkaç kişinin sesi çıkıyor.
İşin en kötü yanı.
Bütün bu olan bitenleri izleyen toplum hala sarsılmadı.
Sarsılmıyor!
İşin en acı yanı...
Toplumu, televizyon dizileri ve futbol maçlarının dışında hiçbir şey sarsmıyor!