Taktiksel hatalar da yaptı ama ne yaptıysa kalbiyle yaptı.
Kalbiyle oynayan takımları yenmek zordur.
En kötü zamanlarında bile. İçe dönük bir başlangıcı vardı milli takımın. Görünürde üç forvet ama tek forvetli bir anlayış hakim.
O forvetin Tuncay olması yanlış tercih. Arda'nın 16. dakikada yarattığı pozisyon usta ama Tuncay'ın vuruşu acemi. Sahadaki en özel adam Arda.
Ayaklarıyla pozisyon örüyor.
Hem göze hoş gelen bireysel zenginlikleri var, hem takımı ayağa kaldıran bindirmeleri.
Ona ayak uyduran da İsmail.
Emre faul ticaretinde.
Aurelio, sorumluluk alanını daraltmış, kendi yarı alanında riske girmeyen bir alış-verişte.
Bir nevi kamuflaj.
Hamit'in rakip alana bindirme pozisyonu alması için 30. dakikayı bekledik. Golü yedikten sonrayı...
Köşe atışından yediğimiz gol, kulüplerimizdeki savunma zaafının milli versiyonuydu.
Maçın 35. dakikasında kalemiz önündeki gerilim filmi de, bu savunmanın her vuruşta yıkılmaya hazır görüntüsünün belgesiydi. İkinci yarıda rollerin değiştiğini gördük. Kanatlardan bindirmenin ve ödülünü de Hamit'le aldık.
Bu golde İsmail'in hakkını vermeliyiz. Sonrası Semih... "Bizimkiler galibiyeti elinden tuttu, bırakmaz" dedim.
Üstelik rakip 10 kişi.
Ama yediğimiz ikinci gol yine dura top zaafını sergileyen bir savunma. Ama golün makam şoförü de kaleci Onur. İkinci yarıdaki Türkiye kazanmayı hak eden takımdı ve hak ettiğini aldı. Önemli olan istikrarsa...
Bir hafta içinde 2 maçta 6 puan kazanıldıysa...
Bir kaptana emanet ettiğimiz geminin, seyir halinden şikayetçi olmamız yakışık almaz.
Ama bu takım için bir revizyon vakfı kurulmalı.
Yoksa her zaman yediğinden fazlasını atmak gibi yükümlülük bu takıma ağır gelebilir.