CANLI YAYIN

İmza!

Eklenme Tarihi 24 Aralık 2021

HABERİ
SESLİ DİNLE

00:00 00:00
Tüm Sesli Haberler
BUNDAN 35 yıl kadar önce magazin muhabirliği yapıyordum.
Sinema emekçilerinden biri ölmüştü de Şişli Camii'nde cenaze namazı kılınıyordu.
O sırada sinema sanatçısı Nubar Terziyan camiye geldi. Şimdiki gençler tanımaz ama Yeşilçam'ın en nazik emekçilerinden ve içimizden biriydi.
Filmlerindeki rollerin de tam adamı.
Müslüman cemaate duyduğu saygıya mahsuben, pırıl pırıl giysileriyle cenazede tek başına saf tuttu.
Çektiğim fotoğrafı hala gazetedeki duvarımda asılı tutuyorum.

***

Liseyi bitirdiğimde üniversitede okuyabilmek için işe ihtiyacım vardı.
O zamanlar mutfaklardaki gaz tüplerinin basıncını ayarlayan dedantör atölyesinde işe başladım.
Patronum Ermeni'ydi Koko Usta, daha işe başladığım gün sigortalı olmamı sağladı. Okulu bitirmemde ilk fotoğraf makinemi almamda emekleri büyüktü.
Oysa Milliyet Gazetesi'nde işe başladığım 1979'dan 1982 yılına kadar sigortasız çalıştırıldım. Benim yerimde siz olsanız hakkınızı kime helal ederdiniz?

***

Marc Aryan 60'lı yıllarda ülkemizde yaşamış Ermeni bir şarkıcıdır.
Qu'un peu d'amor adlı şarkısı sonraki yıllarda Alpay'ın okuduğu "Eylülde Gel" şarkısının orijinali.
Marc Aryan, Türk popu için özel biriydi ve Fransızca şarkılarıyla ülkemizde çok sevildi. Çünkü iyi bir insandı, sanatçıydı ve insanların sevdalısıydı.
Youtube'da bu şarkının videosunun altında 3 yıl önce yazdıklarım duruyor.
"Bu insanlar bizim dünyamızı güzelleştirmek için şarkılar söylediler, zarafet gösterdiler. Her yerde her biçimde saygı gösterdiler.
Onlar 60 yıl önce postaya verilmiş de şimdilerde bile elimize ulaşan kartpostallardır. Saygının mimarları sevginin ustaları. Onlar bizdi biz onlardık.
Biz insanları severken nüfus cüzdanlarına bakmamayı çocukken öğrendik.
Bu şarkılarla."

***

İlkokulu Burgazada'da yatılı okudum, Rum ve Ermeni arkadaşlarımla birlikte.
Sabahları bizlere bahçelerinden kopardıkları güllerle birlikte kocayemiş getirirlerdi. Harika yıllardı, hiçbirimizin gözünde ve gönlünde ayrımcılık yoktu.
Yenikapı'da oturuyorduk, Kumkapı ve Yedikule'de Ermeni çocuklarla maç yapardık da kimse kimseyi incitmezdi.
"Gül ağacı değilem her gelene eğilem" türküsünü birlikte söylerdik.
Halı bazılarıyla görüşüyorum, hayatımdan geçen o güzel insanların bendeki yeri ayrıdır.

***

Önceki gün çocukluğumdan kanatlanan bir kuş geldi omuzuma kondu. Hatıralar tarlasında dolaşmış da birkaç fotoğraf bıraktı siyah beyaz!
O fotoğrafların altında el yazımızla imzamız duruyor.
"Bizler dil, din, ırk farkı bilmeyiz!" Ve geçmişe bindiğimiz trenlerde hala el sallıyoruz birbirimize.

Mutluluk Takvimi
Satışlardaki sahte indirime aldanma.
Çöpleri ayırıp boşalt.
Cam kenarına küçük lambalar koy
Fanatik olma.

Gittin
Bende gözlerin kaldı
İki yağmur damlası
İki suskun ayrılık
Gittin
Şimdi yangınlar kaldı
İki yaralı yürek
İki sevdalı çığlık

Geliver bir akşam
Kahve içimi
Bak nasılmış sevmek
Gör sevincimi
Saatler acıyı
Çeyrek geçiyor
Dayanmaz yüreğim
Dindir acımı
Hakkı YALÇIN

Alınan ödülün bir değeri olmalı, jüri satılık değilse!

Aslan bile!
Ekmeğini taştan çıkaranlara taş bile kalmazdı da böyle zamanlara mahsuben; "ya aslanın ağzından alacağız lokmayı ya da kafamızı aslanın ağzına sokacağız" falan derdik.
Ortalıkta aslan da kalmadı.
Söylentilere göre doların kokusunu almış borsada sürtüyormuş!
Şu sıralar da dolar düştü diye morali de fena halde bozukmuş!