Katil kaçtıkça, baba da kendi uçurumuna yaklaşıyor.
Televizyonlar ve gazeteler "deli gömleği" siparişini verdiler bile. İntihar mektubunu ne zaman yayınlayacaklar. Çok merak ediyorum.
Yaşarken ölen sadece o baba değil ki.
Uyuşturucudan ölenler, yaşıyor zannedilenler...
Ülke büyüdükçe de dertler kanar. İnsanlar küçüldükçe de...
Toplumun büyük bir kesiminde garip bir tedirginlik var.
Çünkü savaş çığırtkanlığı da yankılanıyor.
Askere gidecek oğulları için, dünden daha çok korktuğunu açıklayan anneler ülkesinde.
Kürt açılımının, kapanış konuşması ne zaman yapılacak? Onu da merak ediyorum.
Hiçbir şey göründüğü gibi değil zaten.
Ne adalet, ne insan hakları, ne gazetecilik.
Gazetecilik eskiden ömrünü bağışlardı bu mesleğe. Şimdi sırnaşıklığa ve çıkarlarına bağışlıyor kalemini.
Sadece para için.
Ne kalemin gücüne saygı var, ne emeğe.
Popüler yavşaklar düzeni ele geçirirken, dişlerini de topluma geçiriyor.
Politikacılara bakıyorsunuz. "İnsan kayırmanın" bu denli dışa vurduğu bir zaman dilimini hatırlamıyorum.
Oysa özgürlük eşitlikle başlar.
Nasılsa hepimizin hayatı bitecek bir gün.
Ölümümden sonra, organlarım bağışlanmıştır. Ama politikacılara reğil.
Beni bağışlasınlar!