Evin içinde konuşacak çok şeyler buluruz, ekranlardaki beyinleri boş adamlardan kurtulup radyoda bir ut sesi yakalarız belki.
Gaz lambalı evler gökteki yıldızları daha anlamlı gösterir, Ahmed Arif'in kör penceresini hatırlarız yeniden.
Hasretinden prangalar eskitirken!
***
Çocukların korkup kaçacağı kimseler yoktur sokaklarda, kısa pantolon yalınayak, çizgi romanları satarız meydanlarda, olmazsa çekirdek satarız.Anneler bezelye ayıklar.
Çocuklar mısırcıyı sayıklar.
Akşamları bütün mahalleli bir Yeşilçam filmi gibi bir türkünün nakaratında toplanırız.
"Fırat kenarında yüzen kayıklar!"
***
Balkonlarında fesleğen ve karanfil büyüten komşularımız olur yeniden.
Omuzlarımızda taşırız bebekleri.
İnsanların gözbebekleri saf merhamet, kapılarda kilit yok.
Yerde bulduğumuz gazete sayfalarını okur da bilgi sahibi oluruz.
Yine eski yazlar, kuyularda soğutulmaya bırakılmış karpuzlar.
Hiç kimseye "nerelisin?" diye sormayız.
***
Sihirli bir ışık seli.Fotoğraflarına bakmadan da aklımızdadır sevdiklerimiz, bazen onları fotoğrafların içinden çıkarır yad ederiz eski günleri.
Yazlık sinemaların film afişlerinin önünde Türkan Şoray'ın asaletine bakarız saatlerce, Sadri Alışık'la konuşuruz uzun uzun.
Alıp başımızı bir hayal alemine gitmek isteriz.
Kötülük bu kadar palazlanmamış plastik keşfedilmemiştir daha, cam şişeleri çöpe atmayız.
***
Aynalarımız bizden yaşlı, ne yüzler görmüşler de kirlenmemiştir üstelik.Bu mevsimde her kıyıda plajlarımız vardır, kumlara yazılan isimleri dalgalara sildirmeyiz, kimsenin ömründe gözümüz yoktur.
İhbarmış iftiraymış bilmeyiz, iyiyi güzeli severiz parası değil vicdanı olanı.
***
O günleri bir daha görebilmek için neler vermezdim.
O gaz lambalarının yaydığı ışığın sihri insanların yüreklerindeydi aslında. Onlardı aydınlatan evleri!
Sokakları şehirleri.