İnsanlar can kulağıyla dinlerken, gözlerini de dört açardı, yüreklerini de.
O zamanlar coğrafya temizdi, toplum başkaydı.
Para her şeyin sebebi olmamıştı daha.
Dilinin altındaki baklayı bile çıkarırdı insanlar.
Bir sıcak söz, bir tebessüm her şeye bedeldi.
Çocuklar söz dinlemezdi de, en fazla kendini dinlerdi insanlar.
Birini dinlemek ayıp ötesi.
İstemeden dinlemenin de, zarif bir açıklaması vardı. "Kulak misafiri oldum!"
Böylesine insancıl bir düzende, birden "yerin kulağı" çıktı.
Çirkin iftiraların kapısı açılırken, muhbirci bir toplum gerçeği öne çıktı.
Güven yerle bir oldu. "Aman" dedi insanlar, "Yerin kulağı var." Şifreleri çözmek de moda oldu.
Kabakulak'ın bunlarla uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Bir isim benzerliği.
Adalet terazisinde bir kıl bile ağırdır.
1980 sonrasında, hiçbir şeyin ağırlığı kalmadı.
Para hırsı ve saygısız politika, insanı insan yapan değerlerin çoğunu teslim aldı.
Ve "Tele kulak" çıktı ortaya.
En mahrem yerlere bile yerleşti.
Tele kulağın teknolojiyle çıktığı bilinir ama... Rivayete göre, can kulağı ve yerin kulağı 1980'den sonra sıkı fıkı dost olmuşlar.
Yasal yoldan kazandıkları yetmemiş, hırs ve entrika düşkünlüğüyle, ikisi birlikte kötü yola düşmüşler.
O yüzden onlara "tele" denmiş!
Tele kulak böyle çıkmış.
Bir toplum izin vermese, bunlar ortaya çıkabilir mi?
Tele kulak, bu ülkede her şeyi bitirdi.
Komşuluğu, arkadaşlığı, güveni.
Bütün kutsal değerleri mahvetti.
Demokrasiyi ayaklar altına aldı.
Ve buna engel olması gerekenler, kendilerine çıkar sağlayan bu ahlaksız kulağı besleyip büyüttüler.
Sistemin en görkemli silahı olarak.
Hep derim ya, "yakılan orman herkesi yakar" diye.
Şimdi ülkeyi yönetenler bile, aynı dertten muzdarip.
Yangın alarmından bile şüpheleniyorlar. "Dinleniyoruz" diye.
Endişeleri her geçen gün büyüyor.
O yüzden kaybettiklerimizi kazanamayacağımızı bildiğimiz içindir ki... "Yalnızlıktan devren satılık bir kulak var. Can kulağı!"