Sonra ayrılık ve ölüm.
Üstelik sevgilisinin ailesinin evinde, siyanürlü su içerek dramatik bir ölüm.
Gamze Süsemcik adlı genç kızın, ölmeden önce sevgilisine bıraktığı mesaja baktım. "Benim ölümüm umurunda değilmiş ya, 'benim evimde yapma git dışarıda öldür kendini' diyorsun. 'Umurumda değilsin' diyorsun. Ben hayatım boyunca böyle bir aşk yaşamadım. Şimdi hayatında hiçbir sorun yaşattırmadan çekip gidiyorum.
Sol yanım sen bu satırları okurken ben yaşamıyor olacağım. Bunu unutma."
O genç kızın, kaderini çaldırdığı bir saçmalık mıdır aşk?
Ölümü göze alabilecek kadar tutku mu?
Yoksa cennetin dilinden kalan tek anı mı?
O sonsuz boşluğu insanın.
Çaresizliğe yenilme anı...
Ve hayatın ipini çekiş.
O delikanlı, genç kızın uçurumdan düşerken sarılacağı son kişiydi, sarılmadı.
Genç kızın gözlerini bağlayıp, otobana çıkması gibi.
Öfkesiyle çınlayan boşlukta, son mesajında bile sevgisini haykırması gibi.
Ölümü bile ertelememek ya da çok sevmenin diyetini ölümle ödemesi gibi.
Ödedi.
Kalanlar neyin parçasını toplayabilir!
Ya da neyin pişmanlığını yaşayabilir ki!
Ölüm kaç tekrardan sonra ezberlenir, bunu en iyi o kız bilir...
Genç kızın bakışları ölüm kokarken, bunu göremeyen delikanlının aşkın tarafında olmadığını da biz biliriz.
Giden bir can, sevgi dolu bir can.
Her ne kadar aşkın arkasında dursak da, hiçbir sevgi, böyle bir ölümü gerektirmez.
İnadına yaşamaktır aşk.
Hele böylesine sevgisiz birine karşı...
Herkesin, her şeyi kitabına uydurduğu bir memlekette...
Sevmeyi bilen herkes, 19 yaşındaki bu genç kızı "aşk şehidi" sayar.