Twente karşısında ilk yarıda, zaman zaman yoldan çıkış emareleri gördüm.
İkinci yarıda Fenerbahçe formalı izci resimleri gördüm. Belli ki öğrenmişlerdi.
"Bazen yangınlar, alın teriyle söndürülür."
***
Karşılıklı pas hatalarının öne çıktığı ilk çeyrekte, seyir zevki de yoktu, futbol kalitesi de.
Twente takımının kendi yarı alanında pas yapma özgürlüğü sonsuz.
Bunda Fenerbahçe orta sahasının "basiretsiz görüntüsünün" etkisi büyük.
Fenerbahçe tek santrfor oynuyor ama Güiza'nın içi de kan ağlıyor, dışı da. Bunu takım arkadaşları da biliyor, o yüzden Güiza'nın yapmasının imkansız olduğu şeyleri, kendileri yapma telaşında.
***
20. dakikadan sonra 5 dakikalık Fenerbahçe taarruzu izledik.
Bir baktım, defansta bir ciddiyet, orta alanda hamaratlık, forvette bir dalgalanma.
Ama rakibin bindirmelerinde, Fenerbahçe defansının adam kaçırmaları da, "Kasımpaşa maçını" hatırlatan görüntülerle doluydu.
42. dakikada direkten dönen top, Fenerbahçe'nin talihiydi. Fenerbahçe defansının da rakibi seyretmekte, ne kadar usta olduğunun kanıtı(!)
***
Lig maçlarında gördük, dün bir kez daha emin olduk. Fenerbahçe'de Emre'nin boşluğunu, eldeki adamlarla doldurmak mümkün değil.
Selçuk ve Mehmet Topuz rakibi değil, kendilerini hırpalıyor.
Yaratıcılık da sıfır.
***
İkinci yarıda görüntü ve pozisyon zenginliği vardı. Carlos'un çizgiden çıkardığı bir top var. Buna karşılık Alex'in iki net pozisyonu.
Alex, gecenin saklambaç oyuncusuydu.
Sahada yok sayılan zaman dilimlerinde ortaya çıktı, Lugano'nun attığı golün de temelini attı.
***
Dün gece Vederson'u çalışkan ve iyiniyetli, Lugano'yu sakin buldum.
Carlos eski resimlerinden çıkmış gibiydi.
Kaleci Volkan'da güven sorunu var.
Gecenin en tedirgin adamıydı.
Güiza'nın, ne aklının ışığı var, ne ayaklarının. Boşa israf!
***
Futbol olarak olmasa da, sonuç olarak masal gibi bir gece.
Dün gece iyi mücadele eden futbolcular sezon başı ruhuna geri döndüyse... Hoş geldiler...