Alınan önlemler yetersiz görülmüş olacak ki PKK'nın savaş ilan ettiği ağalara "Korkmayın biz yanınızdayız" denildi.
Haliyle gereği hemen yapıldı. PKK dağda silahla gezerken, devlet kendi eliyle binlerce insana silah verip "Kendinizi savunmak en doğal hakkınız! Artık adınız da zaten korucu!" dedi...
Bu devletin bölgeyi terk ettiğinin resmiydi!
Çünkü ya PKK ya da elinde silahla bekleyen AĞALIK kazanacaktı! Her ihtimalde DEVLET ortada olmayacaktı!
Daha önce defalarca yazdığım gibi AĞALAR Ankara üzerinden Avrupa ile sıkı bir ilişki kuruyordu!
PKK azdıkça korucular öne çıkıyordu!
Bu dağdaki tabloydu!
Bir de şehirlerdeki durum vardı!
PKK ile şehirlerde savaşan başka bir güç oluşmuştu!
Temelinde inanç yatan!
Bu oluşum koruculardan daha acımasız ve daha katıydı!
Yöre halkına iyi davranıp, devletin kapılarını sonuna kadar açtığı için Gaffar Okkan'ı da ortadan kaldıran bu örgüt HİZBULLAH'tı...
Başka cinayetler de vardı!
Ama hepsinde amaç, barışı bölgeden uzak tutmaktı!
Başında eski bir PAŞA'nın olduğu iddia edilen Hizbullah, korucuların ŞEHİR versiyonuydu!
O paşa şimdi tutuklu da olsa onun yol verdiği örgüt tekrar uyanmışa benziyor!
Dicle Üniversitesi'ndeki olaylara bakınca barışı istemeyen Avrupalı güçlerin Hizbullah üzerinden operasyon yaptığını düşündüm. Birkaç gün içinde geçer sandım!
Ama çatışma hali geçmediği gibi diğer üniversitelere de sıçradı!
Gençliğin tepkisi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ndeki olaylarda TEST EDİLMİŞTİ!
Sol'u ve dinci grupları kullanmada üstün bir beceri gösteren İngiliz istihbaratı, şimdi de BARIŞIN geldiği Diyarbakır'ı kaşımaya başladı! Diğer kentlerdeki tartışma da Türk Bayrağı ve T.C. üzerinden olacak!
Anlayacağınız her bölge, kendi hassasiyetlerine göre kaşınacak, tahrik edilecek!
Hedef süreci durdurup Türkler'in yeni ve büyük bir devlet kurmalarının önüne geçmek!
Ama Ankara bunların hepsini biliyor!
Bugün değil geçmişten beri...
Dün bir gazete görünce hatırladım. Sık sık söylediğim gibi DEVLET hükümetiyle, ordusuyla, MİT'iyle değişiyor! BÜYÜK OLMAYA kendini hazırlıyor... Ve bunun da işaretlerini veriyor.
29 Ekim 2005'te Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök Paşa, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın brövesini değiştirdi. Üzerinde Atatürk'ün Kocatepe'deki resminin yer aldığı bröve gitmiş, yerine Türk milletinin emrinde olduğunu gösteren bordo zemin üzerine ay-yıldız, gücü simgeleyen kılıç, çelik başlık ve meşe yaprağı çelenk kullanılmıştı. Atatürk, yeni brövede sadece "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" sözüyle simgelenmişti...
Tıpkı geçtiğimiz günlerde Batman Cumhuriyet Meydanı'nda olduğu gibi...
Hilmi Paşa'nın Kara Kuvvetleri Komutanı'yken hazırlattığı iddia edilen BRÖVE ilk kez Yaşar Büyükanıt'ın üzerinde görüldü. Tesadüf bu ya yanında da İNGİLİZ PAŞA vardı! Bu da Ankara'nın TEST yöntemiydi!
Dikkat edin, daha ERGENEKON ve BALYOZ soruşturmaları başlamamıştı!
Ama temeli atılan yeni devlet kendini hissettirmişti!
Neyse...
Bu ortaya çıkınca Hilmi Paşa'ya tepki yağdı...
Beklenen buydu zaten. Alınması gereken mesaj alınmıştı. Genelkurmay, kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, "Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın değiştirilen birlik sembolü yeniden incelenecek.
Halkın gönüllü katkılarını ve hassasiyetini dikkate alarak yeni bir çalışma yapılacak" dedi...
Gelen tepkilere "daha sade, daha çağdaş bir tarz" savunması yapılsa da amaç dışarıya "ARTIK ATATÜRK'ÜN KURDUĞU SINIRLAR İÇİNDE KALAMAYIZ" mesajı vermekti!
Tabii bunu, 2005'te kimse böyle anlamıyordu!
Halk, devletin Atatürk'ten vazgeçtiğini düşünüyordu. Oysa Mustafa Kemal'in de isteği olan Musul-Kerkük yolculuğu başlamıştı bile...
Bunu görmek çok kolay değildi!
Zaten başta "Muhafazakar" bir yönetim vardı; onlar mı ülkeyi büyütecekti! O zaman bunu söyleseniz kimse inanmazdı! Hala da inanmayan çok!
Ama Ankara'daki AKIL böyle bir şeydi!
Başbakanıyla, Genelkurmay Başkanıyla, MİT Müsteşarıyla bir bütün!
Bu tabloyu uzun zamandır göremeyenler, bu nedenle şaşkın!
Genelkurmay, kendi gibi düşünmeyen arkadaşlarının "büyük yürüyüşün" önüne geçmesine izin vermiyordu! Türk tarihini 1923'le sınırlamayıp, Mete Han'ın M.Ö. 209 yılında kurduğu ilk organize orduya kadar genişletiyordu!
Bu özellikle Amerika'daki Yahudi Baronlar ile İngiltere'nin kabusu demekti!
Onlara göre Türkler, atalarının yazdığı eserleri okuyamayan, onların dilini konuşamayan, tarihi ve diniyle irtibat kuramayan bir milletti! Haklılardı! Yıllarca içeride yeşerttikleri SERMAYE ve bürokratlarla bunu sağlamışlardı!
Ama her şeyin sonu vardı! Kurdukları sistemde, tezgah da yıkılacaktı. Türkler'in bir kalıba sığmayacağını anlayacaklardı.
İşte bu devlet ve millet şimdi "Misak-ı Milli bize yetmez" diye haykırıyordu...
Bu nedenle eski alışkanlıkları devreye giriyor ve gençleri kışkırtıyorlardı!
İşin ilginci Hizbullah da PKK da, sol da onlarındı...
Hatta bazı "milliyetçiyim" diyenler de...
Senaryo, figüranlar, ışık, sahne hepsi onların!
Ama unuttukları bir şey var!
Yeni Türkiye seyirci olmayacak!
Kurulan 16 Türk devleti de kuruldukları yerlerin dışına taştı!
Şimdi sıra 1923'te kurulan Cumhuriyet'te...
Prangalar kırıldı!
Türkiye büyüyecek! Belki çok soylu ve dinli devlet olacağı için ismi başka bir şey olacak!
Belki de rahmetli Özal'ın dediği gibi ANADOLU CUMHURİYETİ olacak.
Bilmiyorum. Bildiğim TÜRK ÇAĞININ başladığı!
Dediğim gibi, 2005'te bröve değişikliği denemesi ile aslında "yurtta sulh" tamam ancak "cihanda sulh"a kefil değiliz dendi!
Güçlü hükümet, güçlü Merkez Bankası, güçlü ordu, güçlü tarih...
Bunlar sınırların değişeceğinin habercisi...
Patriotlar neden gelmişti sahi?
Üzgünüm...