CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

ÇANAKKALE 1915

Eklenme Tarihi 22 Ekim 2012
Cumartesi günü evdeydim.
Hiç planım yoktu.
Tembellik yapmak ilk tercihimdi. Elimdeki kahveyi yudumlarken bizim yaramaz Kayra "Baba sinema için söz vermiştin" dedi.
Geri adım atmayacağını bildiğim için "peki" deyip çıktık. 5 dakika sonra evin aşağısındaki alışveriş merkezindeydik.
Doğruca sinema salonuna yöneldik.
Haliyle o, ismini bile bilmediğim bir çocuk filmine girmek istiyordu. Bir yandan ona laf yetiştirirken, bir yandan filmlere bakıyordum. Birden ona dönerek "evet sana sinema sözü vermiştim. Ama filmi ben seçeceğim" diyerek Çanakkale 1915'e girdik... Ne yalan söyleyeyim Turgut Özakman'ın senaryosunu yazdığını görünce biraz tereddüt yaşadım. Nedendir bilmiyorum ama filmin GERÇEKLİKTEN uzak olacağını düşündüm... Ama bir kez ailece oraya kadar gelmiştik. Geri dönmek en son seçenekti. Zaten birkaç dakika sonra seans başlıyordu.
Eşimin bastırmasıyla girdik!
Film başladıktan bir iki dakika sonra ÖN YARGININ ne berbat bir şey olduğunu bir kez daha anladım.
Tarihin gerçeklerinden sapacağını düşündüğüm film, hiç ummadığım kadar orijinal ve objektifti...
5 dakika bile olmadan hepimiz koltuklara gömülmüştük. Belgesel tadında bir şey beklerken koca bir prodüksiyonla karşılaşmıştık.
Şaşırmıştık. Çanakkale, Çanakkale gibi anlatılmıştı.
Vatan sevgisi, Allah, iman, ezan, bayram, kefen, umut, savaş, akıl, cesaret, yardımlaşma, ölüm yani savaşa dair ne varsa hepsi filmde yer almıştı... Film bittiğinde ilk alkışlayan eşim oldu. Ben onun kadar cesur değildim. Çok öne çıkmayı istemedim. Çıkışta aklımda kalan en önemli şey filmin bir kadının elinden çıkmasıydı. YEŞİM SEZGİN...
Yönetmenin kadın olduğunu not etmiştim. Eve döndüğümde ilk işim "savaş filmi çeken başka kadın var mı?" sorusuna cevap aramak oldu. Kathryn Bigelow klasik bir savaş filmi olmasa da kameranın arkasına geçen ilk kadındı...
Dün gazetedeki haber toplantısında konu Çanakkale 1915'e geldi. Bizim Mevlüt "Yönetmeni merak ettim.
Bulmaya çalışayım"
diyerek izin istedi. 10 dakika sonra geldiğinde "Hanımefendi birazdan burada..." dedi. Şaşırmıştım.
Tanışmayı, tebrik etmeyi çok istiyordum.
Derken Mevlüt aşağı inip misafirini alıp geldi. Gerçek anlamda savaş filmi çeken kadın, benim iki yıldır görmediğim arkadaşımdı. Soy ismi aklımda olmadığı için daha doğrusu bilmediğim için donup kaldım. Sadece "Yeşim sen misin o?" diye sorabildim. Sarıldık.
Kahvelerimizi içerken filmi konuşmaya daldık. İşte o konuşma...
-Nereden çıktı yönetmenlik?
Bir filmini hatırlıyorum ama o da önemli değildi sanki?
Evet haklısın. Buna kader denir.
Başka açıklaması yok zaten...
-Nasıl oldu?
Ben başlangıçta senaryoya ve tekniğe katkı verecektim. Ancak işler başka türlü gelişti.
-Nasıl?
Düşünülen yönetmenler AŞK ve STAR gibi kavramlarda ısrar etmişler. Turgut Özakman da bunlara karşı çıkmış. O görüşmeler sürerken benim titiz çalışmam Turgut Bey'in kulağına gitmiş...
-Eee?
Görüşme için davet etti. Ben 3 hafta oyaladım. Tarih birikimim vardı. Yine de hazırlıksız yakalanmak istemedim.
-Gittin mi peki?
Gitmez miyim! Bir araya geldik. 5 dakika sonra bana "filmi sen yönet. Başka kimseyi istemiyorum" dedi. Şaşırmıştım.
Ama yapacağımı düşündüm.
-Film oldukça pahalı bir bütçeyle çekildi sanırım?
Evet. Türkiye için iyi para. Bütçe 11 milyonu aştı çünkü.
-11 milyonluk filmi "acemi bir yönetmene" bıraktılar yani!
Aynen öyle oldu...
Film öncesi hazırlığı ben abarttım. 2 yıl sürdü. Son üç ay Çanakkale dışına adım atmadım.
Oyuncuların STAR olmamasına özen gösterdik. Kimsenin kaprisiyle uğraşmak istemiyordum.
Zaten kimsenin öne çıkmasını istemedik.
20 başrol oyuncu vardı. Hepsi benim gibi "NO NAME"di... Ekibi çekimlerden önce Çanakkale'ye getirdim. Bir günde herkes o moda girdi. Hiçbirimiz para konuşmadık.
Sadece bu filmi çekmek istedik.
Çoğu zaman tüylerimizi diken diken oldu.
-Ben ön yargılıydım. Bu kadar Allah, ezan, Bismillah sözlerini Hacı kızı olmana mı borçluyuz?
Yok yok! Hepsini Turgut Bey istedi. O, savaşın Allah ve vatan sevgisiyle kazanıldığını hep kendisi söyledi. Dikkat ettiysen "Bismillah"sız iş yapan asker yok!
-Aslı böyle mi peki?
Evet evet! Turgut Bey bunda çok ısrarcı. Biz cephede kılınan namazların bir kısmını verebildik sadece. Ama "çok dini film olmuş" diye eleştiren çok... Hatta bir sahne öncesinde "Mustafa Kemal'e de namaz kıldıralım mı?" diye sordum. Güldü. "Osmanlı askeriydi neticede.
Muhakkak kılmıştır ama yaparsak çok eleştiri alırız"
diye cevap verdi.
-Bayram namazı çok etkileyiciydi!
Askerler komutanlarla bayramlaşırken düşen bomba 57.
Alay Komutanı Hüseyin Avni'yi şehit ediyor. Savaşın en unutulmaz anlarından biri o.
-Mustafa Kemal'i çok öne çıkarmamışsınız!
Turgut Bey savaşta payı olan bütün komutanları öne çıkarmamızı söyledi. Gerçekten kopmamızı istemedi. Biz de Mustafa Kemal'in insan tarafını arka planda bırakmamaya dikkat ettik. Sonuçta Mustafa Kemal o savaş başladığında bir YARBAYDI. Oradaki aklı ve başarısı önünü açtı. Kimseyi arkada bıraktığımızı düşünmüyoruz.
Herkesin hakkı teslim edildi. Zaten 130 dakikaya her şeyi sığdırma şansımız yoktu!
-Turgut Bey filmi beğendi mi?
Beğendi, hem de çok. Kendisinin istediği gibi oldu. Hem tarihi karakterlere bağlı kaldık hem de cephedeki atmosferi ve ruh halini iyi verdik.
-Savaş kış şartlarında gerçekleşti ama, filmde hep günlük güneşlikti etraf!
Kusurlarımız var. Ben bakınca neler gördüm. Ama iyi niyetle bu işe soyunduk. Yine de çekemediğim sahneler vardı.
-Ne mesela?
Orada bir savaş yaşandı.
ANZAKLAR dediğimiz adamlar bize ŞEKER dağıtmaya gelmedi.
Bazı esir Türk askerlerini diri diri yaktılar. Bunu veremedim. Bana kalsa olmalıydı.
-Başka?
Süngü savaşını çekmek istedim.
Ama Turgut Bey "Çocuklar izleyecek. Kan gösterme" deyince vazgeçtim.
-Müzikler daha iyi olabilir miydi?
Elbette... Ama ben sadece MEHTERDE ısrarcı oldum. Çünkü ne zaman o sesi duysam kendimden geçiyorum.
-Peki animasyonlar...
Onları Fetih 1453'ü yapan ekibe yaptırdık. Meksika'da yapıldı. Çok da güzel oldu...
-Son sözün?
Kusurumuzu söylesinler ama, kırıcı olmasınlar.
Hep birlikte iyi bir şey yaptık. Hazine değerindeki tarihimizden bir kesiti beyaz perdeye taşıdık. Önemli bir işe soyunduk. Çok tebrik alsak da bazıları yüz kızartıcı bir iş yapmışız gibi davranıyor. Doğrusu bunu anlamak mümkün değil.
Yapımcı, 11 milyon yatırdı. Az bir risk değil bu... Salonlar dolarsa daha iyisini yaparız...