CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

İslam Birliği’ne doğru…

Eklenme Tarihi 08 Ağustos 2026

Selim, selam vererek masalarına gelen Melih Bey'in oturmasını bile beklemeden sordu:Türkiye, Terörle Mücadele konusu ile ilgili kanun konusundaki fikirlerini almak için hafta sonunun iple çekiyorduk. Ama, bildiğimiz kadarıyla gündemde bile olmayan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, hakikaten muhteşem bir sürpriz oldu.

Senin fikirlerini merak ediyoruz… Mekke Anlaşması gündemde yoktu derken, bizim gündemimizde yoktu. Cumhurbaşkanımız, NATO Zirvesi sonrasında sorulan bazı sorulara karşılık, 'bizi izlemeye devam edin' demişti, malum. Mekke Anlaşması, demek ki devletin gündeminde vardı ve yürütülen ciddi hazırlıklar sonrasında da imzalandı… Araya giren Remzi: Kimi ümitle, kimi de korkuyla bu adımı İslam Natosu'nun ilk adımı olarak değerlendiriyor. Ne dersiniz?..

İslam ülkeleri arasında çeşitli sahalarda ve bu arada savunma alanında oluşturulacak birlik ve beraberliğin herkesin lehine olacağı bilinen bir husus. Adına İslam Natosu demek ne kadar doğru olur bilinmez, ama kastedilen mana açısından bunun dikkat çekici bir adım olduğu söylenebilir… Mustafa:
Melih Bey, konuyu kısaca açabilir misiniz? Mekke Anlaşması, neleri içeriyor?..

Cuma günü, Mekke-i Mükerreme'deki'deki Safa Sarayı'nda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan 'Mekke Ortak Savunma Anlaşması', üç ülke arasında güvenlik taahhüdünü içeriyor.

Üç ülkeden birine yönelik saldırının hepsine yapılmış sayılmasını içeren anlaşma, caydırıcılığı güçlendirme, koordinasyon ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda iş birliğini geliştirmeyi hedefliyor. Temel olarak savunma esaslı bir anlaşma…

Mehmet: Türkiye'nin savunma sanayii ve askeri tecrübe yanında diplomatik gücü, Suudi Arabistan'ın ekonomik-jeopolitik ağırlığı ve Pakistan'ın nükleer gücü bir araya geliyor yani. Gelecekte başka ülkelerin de katılma ihtimali vardır herhalde?..

Tabii ki. Mesela Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün ve başka İslam ülkelerinin katılmaları ihtimal dahilinde… İhsan: Yapılan değişik açıklamalar var, ancak İran Mekke Anlaşması sebebiyle rahatsızlık duyuyor belli ki. 'Türkiye ve Pakistan ile kâğıt üzerinde bir anlaşma tesis etmelerinin, kendilerine güvenlik getirmeyeceğini Suudiler bilmeli' şeklindeki açıklamaları, düşündürücü... Bu, açık bir tehdit. Suud ve diğer Körfez ülkelerinin İran konusundaki kaygılarının boşuna olmadığını unutmamak, meselenin püf noktası.

ABD üsleri bulunduran Körfez ülkelerini misilleme niyetiyle vuran İran, bu üslerin doğru ya da yanlış, kendisinden korkuları sebebiyle kurulduğunu biliyor. Yaşananlar için hep başkalarını suçlamak, anlamsız. İran'ın Suud ve diğer ülkelerden bekledikleri, anlamlı. Ancak kendisinin de atması gereken adımlar var... Mehmet: Bir yandan İslam ülkelerinin birliği derken bir yandan da tehdit dilini kullanmak, hakikaten doğru değil.

Bu arada Cumhurbaşkanımızın, 'Anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır' sözleri, konuyu anlamak açısından yeteri kadar aydınlatıcı... Mekke Anlaşması'nın ABD'nin kotarmaya çalıştığı İbrahim Anlaşmaları'nın bir parçası olduğu iddialarına ne dersiniz?..

Anlaşma, İbrahim Anlaşmaları'ndan tamamen farklı, kendine has bir güvenlik yaklaşımı içeriyor. İbrahim Anlaşmaları'nın temel mantığı, İsrail ile normalleşme sürecinin sağlanması. Ancak, Mekke Anlaşması, üç İslam ülkesi arasında Filistin meselesi ile ilgili şartları koruyan ve İsrail'i dışarıda bırakan kolektif bir savunma çerçevesi içeriyor.

Bu arada Suudi Arabistan'ın, ABD ve İsrail'in istediği normalleşme konusunda 'Filistin devletinin kurulmasını' ön şart olarak sürdürdüğü ve Türkiye ve Pakistan'ın bu konudaki tutumları da unutulmamalı… Selim: Bu açıdan İsrail basınının anlaşmayı bir 'Sünni ittifakı' olarak nitelendirmesi, anlamlı. Belli ki canları oldukça sıkılmış durumda…

Konunun özeti, Türkiye, Suud ve Pakistan arasındaki Mekke Anlaşması, ileride çok daha güzel gelişmelerin olacağı müjdesi taşıdığı için İsrail ve bağlantılı yapıların canını sıkan bir anlaşma. İçimizden bazılarının siyasi sebeplerle itibarsızlaştırma çabaları ise ibretlik. Olması gerekene ulaşmak için atılan yerinde bir adım bu. Dolayısıyla karalamak için yapılan yorumlar üzücü. Anlaşmanın maddelerinden çok sonrasında sağlanabilecek faydaları düşünmek bile sevinmek için yeterli… İhsan: Türkiye'nin teröre karşı zaferi… Hayırlı olması dileği ile bundan sonrasını izleyelim, inşallah.

Bu arada Terörsüz Türkiye konusunda epeydir sürdürülen çalışmaların sonucu olarak ilk hukuki düzenleme olarak çerçeve kanun teklifi de TBMM'ye sunuldu. Yorumunuzu merak ediyoruz… Evet, Terörsüz Türkiye, daha doğrusu aslında Terörsüz Bölge projesinin önemli adımlarından birisi olarak, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmaları ile hazırlanan 'Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi', tatile çıkılması öncesi kanunlaşması beklentisi ile TBMM'ye sunuldu…

Araya giren Selim: Melih ağabey, herkes kısaca Terörsüz Türkiye Komisyonu ve Terörsüz Türkiye Yasası ya da kanunu derken, neden ısrarla 'MillîDayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu' ve 'Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu' gibi uzun ve ezberlenmesi zor isimler kullanılıyor acaba?..

Bu benim de zaman zaman düşündüğüm bir konu. Ancak açıkçası sebebini bilmiyorum ve laf aramızda çok merak da etmiyorum. Çünkü kim ne derse desin, biz millet olarak kısa ismi buluyor ve hep onu kullanıyoruz. Bu arada laf arasında geçtiğinde de ne denildiğini herkes anlıyor zaten…

Mehmet: Kanunlaşacak çerçeve kanunun birçok partiye mensup 360 milletvekilinin imzası ile Meclise sunulması, güzel. Ancak, Terörsüz Türkiye sürecinin başından beri rahatsızlıkları bilinenler şimdi de kanun teklifini hedef almış durumda. Bunların dertleri ne?..

Terörsüz Türkiye Sürecini engellemek için uğraşan birçok kesim mevcut ve bunların her birinin kendisine göre sebepleri var. Konunun gündeme gelmesinden beri olmadık iddialar dile getirip durdular. TBMM'ye sunulan kanun teklifi, şimdiye kadar ortaya atılan iddiaların ne kadar kasıtlı olduğunun delili. Kanunun uygulanması, terör örgütünün feshinin devletin ilgili kurumları tarafından tespitine bağlı. Öcalan'a af ya da statü gibi iddiaların temelsizliği de anlaşıldı.

'Teröristlere genel af geleceği' en önemli iddialardan biriydi, böyle bir şey yok. Yasanın kapsamı dışında tutulduğu için katillere af iddiası da boş çıktı…

İhsan: Terör örgütü faaliyetlerini sürdürür ve sahadaki uzantıları örgütle olan bağlantılarını inkara bile tenezzül etmezken onlarla her türlü ittifakları kuranların, Terörsüz Türkiye ve Bölge süreci başladıktan sonra yaşananlar karşısında takındıkları tavrın temel olarak ihanet olduğu, altı çizilmesi gereken bir husus.

İçeride tamamen bitirilen terörün bölgede de sonlanması için atılan adımlarla alınan mesafenin, dış mihrakların içerideki uzantılarını ve onlarla beraber hareket edenleri üzdüğü, malum. Ancak, 1984'ten beri 8 bin 486'sı TSK mensubu asker, polis ve güvenlik korucusu olmak üzere toplam 14 bin 902 resmi görevli ve sivil vatandaşımızın şehadeti yanında Cumhurbaşkanımızın açıkladığı gibi 2,3 trilyon doların üzerinde maddi hasara sebep olmuş bir felaketi sonlandırmayı hedefleyen bir süreçten bahsettiğimizi unutmamak, önemli…

Birileri süreci baltalamak için ne kadar uğraşsa da alınan mesafelere bakılınca artık bunu başarmaları mümkün değil. Bu günlük de bu kadar diyelim ve Mekke Anlaşması'nın İslam Ülkeleri arasındaki Birliğin temini için ilk adım olması yanında Terörsüz Türkiye ve Bölge sürecinin hepimizi memnun edecek şekilde sonuçlanması duasıyla sohbetimizi bitirelim… Amin…