Olağanüstü günler yaşıyoruz...
Darbe girişiminin mecburen erkene alınması ve atılan ilk adımların farkına varılması sonrası Başkomutanımızın da çağrısıyla meydanlara dökülen insanımızın duruma müdahale etmesi, Cenab-ı Hakk'ın bir lütfu.
O gece yaşanan her bir olay, muhteşem birer kahramanlık hikayesi.
İnsanımızın, 'Hz. İbrahim'i yakmak için hazırlanan ateşe su taşıyan karıncalar' misali müdahalelerinin güvenlik güçlerinin gayretleriyle birleşmesiyle sağlanan muhteşem zafer, iyi ve doğru olmanın mükafatı.
Şimdi yaşananların sağlamasının yapılması ve bütün ülkede taşların artık mutlaka yerli yerine oturtulması gereken bir zamandayız. Bu, 15 Temmuz'daki karanlık girişimi aydınlık bir geleceğe dönüştürmek için harekete geçtiklerinde şehit ve gazi olanlarıyla birlikte Milletimizin anasının ak sütü gibi helal olan hakkı çünkü...
Yaşadığımız olağanüstü durumun o kadar çarpıcı tarafları var ki, say say bitmez. Şehir merkezleri ya da merkezlere yakın yerlerdeki mekanize birliklerin kapılarında neden belediyelerin ağır iş makinaları ve ağır tonajlı araçlarının bulunduğu, sorulmuyor mesela.
Önceden ağır zırhlı araçları içeren birliklerin neden şehirlerde ya da şehirlere çok yakın yerlerde bulunduğu, hassasiyetler sebebiyle sorgulanamıyordu oysa. Bu tür birliklerin sınır bölgelerinde yerleştirilmesi gerektiği, hepimizin bildiği hususlardandı.
Sorulamayan sorular...
Sadece bu değil tabii. Sorulamayan çok şey vardı vaktiyle ve şimdi de bu soruların karşıtı olanlar sorulamıyor. Sorulamıyor, çünkü birtakım kılıflar altında sahip olunan imkanların yıllar yılı hoyratça kullanıldıkları gerçeği yanında; varlık sebeplerinin ne olduğu yani bütün bunların neye yaradıkları açık seçik ortaya çıktı.
Kendilerine bağlı birliklerde belki de aylardır alttan alta pişirilen darbe girişimi niyetinin farkına varamayıp, 15 Temmuz akşamı bizlerle beraber maruz kalanlar da, bünyelerinde yapılan ve yapılacak değişiklikler konusunda soru soramıyorlar. Çünkü şimdi yapılanların ve daha da yapılacakların, aslında yapılması gerekenler olduğunun ve içlerine sinmiyor olsa da, bunlardan başka bir çare olmadığının da farkındalar.
Şimdiye kadar takınılan 'burnundan kıl aldırmaz' tavrın herhangi bir anlamının olmadığı öylesine ortaya çıktı ki, kimsenin ağzını açıp söyleyebileceği tek kelime bile yok...
Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) nihayet gerçekten sağlanıyor. Çıkarıldığı 3 Mart 1924 tarihinden beri esas olarak bu Milleti ezmek ve baskı altına almak için kullanılan bu kanunun kapsamı dışında tutulan askeri okullar da bu kapsama alınıyor.
1950'ye kadar tek parti altında yaşatılan zulümlerin, 27 Mayıs'ın, 12 Mart'ın, 12 Eylül'ün, 28 Şubat'ın, 27 Nisan'ın ve daha birçok zehirli aşın pişirildiği mutfak şeffaflaşıyor şimdi. Daha da şeffaflaşacak.
Milletimiz, vatan hizmetine gönderdiği evlatlarının üzerine bomba ya da mermi yağdırmayacağından emin olacak böylelikle...