CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

İyi de, biz neden perişandık!..

Eklenme Tarihi 26 Nisan 2016

Rakibinden feci halde dayak yemekte olan boksör, sürekli olarak 'perişan ettin rakibini, ayakta duracak hali kalmadı, yeneceksin' şeklinde kendisine gaz veren antrenörüne sormuş:
'Adamı perişan ettiğimi söylüyorsun, tamam. Peki ama beni döven kim o zaman?..' 28 Şubat dönemi ile alakalı olarak, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak" suçundan 103 sanığın yargılandığı dava, sürüyor. Mahkemede 'tanık' olarak dinlenen bazı önemli isimler ve bu arada eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz'a göre, o dönemde anormal herhangi bir şey olmamış. Her şey kendiliğinden olup bitmiş ve zaten işleyişte hukuk dışı denilebilecek bir şey de yokmuş.
Halkın oylarıyla işbaşına gelmiş olan bir hükümeti işbaşından uzaklaştırabilmek için asker içinde oluşmuş bir cunta, rant hortumları kesilmiş sermaye, devlet imkanları ile ayakta durmaya alışmış medya, sendikalar, bazı STK'lar... işbirliği yapmamışlar, onlara göre.
Gazete manşetleri ve TV ana haberlerinde arz-ı endam eden 'üst düzey askeri yetkililer' 'gerekirse silah kullanırız' filan da dememişler zaten.
İşçi sendikalarından bazıları da, Cumhuriyet tarihinin reel olarak en yüksek ücret artışı sağlayan iktidarına karşı işadamı kuruluşları ile beraber 5'li Çete'yi de kurmamışlar.
Sincan'daki Kudüs Gecesi, Başbakanlık'taki iftar yemeği, sürekli olarak yapılan Ramazan'da mesaileri iftar saatine göre ayarlama uygulaması... gibi şeyler de aslında bir bahane olarak kullanılmamış oluyor bu durumda. Ali Kalkancılar, Müslüm Gündüzler, Fadime Şahinler de, bir tezgahın eseri olarak değil, kendiliklerinden ortaya çıkmışlar.

İkna yolları...

Refah Partisi'nden herhangi birinin istifa ettiremeyenlerin DYP'ye yönelmeleri neticesinde, bazı milletvekillerinin tehdit ve şantajla, bazılarının nakit para ve başka bazılarının da benzin istasyonu hatta tavuk çiftliği verilerek ikna edilmeleri gibi durumlar da yokmuş zaten.
O dönem istifa eden milletvekilleri tanıklık yaparken, bildik bahaneyi tekrarlamışlar bu yüzden:
'Millet ve memleketin selametini düşünerek' ve de 'gördükleri lüzum üzerine' istifa etmişler anlayacağınız.
Üniversitelerde başlatılıp yayılan ve kademe kademe İmam-Hatiplere uzanan başörtüsü yasağı ile askerlerin ilgileri yokmuş, anlatılanlara bakılırsa. O dönemde görev yapmış bir dekan, 'kızları okula alabilmek için haftada iki kere komutana gidip yalvarıyordum' demişti oysa... Meslek liselerini cazip hale getirme yalanı üzerine bina edilip, İmam-Hatiplerin yanında meslek liselerini de bitiren katsayı adaletsizliğinin hikayesi de aynı, anlatılanlara inanmak gerekirse...
Başlangıcının üzerinden geçen 19 yıl sonra anlıyoruz ki, 28 Şubat'ın önemli isimleri çalacakları minarenin kılıfını iyi hazırlamışlar.
Dolayısıyla, sanıklar 28 Şubat'la alakalı olarak kendilerinin bile inanmadıkları masallar anlatmayı tercih ediyorlar.
Aslında sanıklar arasında olmaları gereken bazı tanıklar da, doğruları anlatmaları durumunda işlerin karışacağından çekiniyorlar muhtemelen. Hem bu durumda, ait oldukları çevrelerden dışlanma ihtimalleri de var...
Bu durumda bizim de durup sormamız gerekiyor galiba: İyi de birader, 28 şubat döneminde hiçbir şey olmadıysa, neden biz kendimizi üzerimizden silindir geçmiş gibi hissediyorduk o zaman?..