Asgari ücreti 1.400, 1.500, hatta 1.800 lira yapacakları, emeklilere iki ikramiye yani yılda 14 maaş verecekleri, yoksulluğu ortadan kaldıracakları... şeklinde vaatlerde bulunanlara insanımızın sandıkta ne diyeceği, önemli bir husus.
Vaat ettiklerinin mali karşılığını nasıl bulabilecekleri konusunda herhangi bir fikirleri olmayan liderler 'ser verir sır vermez' tavırlar takınıp, meydanlarda esip gürlüyorlar.
Hedefleri, bol keseden vaatlerle, en azından bazı insanları kandırarak mümkün olduğu kadar fazla oy devşirebilmek. Maaş ve ücretlerini artıracakları vaadinde bulundukları kesimlerden heyecanlananlar var tabii ki. Ancak söylenenlerin 'inanılmayacak kadar' hoş ve tabii ki aslında boş olduğunu bilenlerin sayısı oldukça kabarık.
Özellikle de hesapsız vaatlerde bulunan liderlerin geçmişte başımıza ne türden belalar açtığını iyi bilen emekliler 'Aman ha' diyorlar; 'sakın kanmayın. Biz bu filmleri çok gördük'. Muhalefet tarafından tercihlerini hesap üzerine yapacağı umulan seçmenler de, hesap yapıyor hakikaten.
Hesap yapıyor ve kaynak bulmadan bu vaatleri yerine getirmeye kalkışırlarsa, elimizdekini de kaybederiz neticesini buluyorlar.
Öyle ya; kaynak bulmadan harcama yapmaya kalkışılırsa, var olan hizmetlerden kesintiler gündeme gelecek demektir. Artık sağlıktan mı, eğitimden mi, sosyal yardımlardan mı kesintiler yapmaya kalkışırlar; yoksa yollar, köprüler, havaalanları gibi bayındırlık yatırımlarını mı durdururlar, orası belirsiz.
Ekonomik hayatın kendisine has dengesi dolayısıyla, gelir tarafını hesaba katmadan gider tarafına yapılan yüklenme genellikle çöküş demektir.
Türkiye'nin 89'lerin sonu ve 90'lı yıllarda yaşadıkları gibi. Enflasyonun yüzde 100'e yükseldiği, paranın bol sıfırlarla adeta pula dönüştüğü, fiyat etiketlerinin her gün değiştiği bir ülkede yaşamayı kim arzu eder ki!.. Bütün bu hengamede ortaya çıkan gerçek şu: Muhalefet partileri, kendi ayakları üzerinde duran ve gelişmesini kendi aklı ve imkanlarıyla sağlayabilecek bir Türkiye istemiyorlar. Seçim bildirgelerinde yer alan vaatlerin nasıl olsa iktidara gelemeyeceklerini bildikleri için bu kadar uçuk olduğu düşünülse bile, bu böyle. Ekonomisi rayına oturmuş ve milli gelirdeki artışın dengeli bir şekilde dağılımının yapıldığı bir Türkiye hayal etmedikleri, dahası istemedikleri kesin. Çünkü böyle bir dertleri olsaydı, en azından vereceklerini nereden bulabilecekleri konusunda kafa yorarlardı.
Yüksek ücret vermek için sağlık ya da eğitim sisteminde, bayındırlıkta, istihdama yönelik yatırımlarda açılacak gediğin ne tür neticeler doğuracağını bilmek için ekonomist olmaya gerek yok çünkü.
Ya insanları kandırmak ya da hiç değilse iktidarı benzer vaatlere zorlamak derdinde oldukları belli.
İyi ki söylediklerini yapan ama yapamayacağını söylemeyen bir iktidar var.
Ekonomik istikranın devam etmesi ve Türkiye'nin diğer bütün hizmetlerle birlikte daha yukarılara tırmanması gerektiğini düşünenler, muhalefetin bu sorumsuz tavrının, ülke açısından sıkıntı doğurması ihtimalinden ürküyorlar, haklılar da.
O halde yapılması gereken, mümkün olan her fırsatta bol keseden vaatlerde bulunanların asıl dertlerinin ülkemizin istikrarını zaafa uğratmak olduğu konusunda insanları uyarmak...