1950'li yıllara kadar adeta unutturulmaya çalışılan, hatırlanmaya başlandığında ise bazı çevrelerin ciddi şekilde rahatsızlık duydukları Çanakkale Zaferi yıldönümleri, böylelikle gerçek manasına kavuşmuş olacak.
Çanakkale gerçeğinin belki de asıl önemi, zafere giden yolda omuz omuza savaştıktan sonra, şimdi Çanakkale civarındaki şehitliklerde omuz omuza yatanların kimliklerinde gizli. Bazıları Devlet-i Aliye'den o zamanda kopmuş olsa bile, Osmanlı coğrafyasının hemen her tarafından şehitler var Çanakkale'de.
Nasıl ki düşman birleşerek bizi yok etmek için harekete geçmişse; belli ki Ümmet Coğrafyası da, varlığını savunmak için harekete geçerek, Çanakkale'de yerini almış.
İngiltere ve Fransa'nın sömürgelerinden, "Halife'yi kurtarmaya gidiyoruz" şeklinde kandırılıp getirilen Müslümanlar'ın, Osmanlı siperlerinden gelen ezan sesi üzerine yaptıkları, işin bir başka güzelliği.
Emperyalizmin aralarına soktuğu fitne sebebiyle, bir dönem Çanakkale'de beraberce düşmana karşı koyanların ülkelerinde insanların birbirlerini kırdığı bir kaos yaşanıyor şimdi.
Oysa Çanakkale'de yatan şehitlerin mezar taşlarında, şehidin Türk mü, Kürt mü; Alevi mi Sünni mi; Şii mi Nusayri mi... olduğu yazmıyor...
Belli ki farklılıklara rağmen, aynı gaye etrafında kenetlenmiş insanlardı onlar ve bu sebeple Yedi Düvel'e karşı durabildiler...
İşin özü şu ki; kimlikleri tespit edilebilen 50 binin üzerindeki Çanakkale şehidi, Türk'ü, Kürt'ü, Arap'ı, Laz'ı, Çerkes'i, Makedon'u, Boşnak'ı, Arnavut'u... ile adeta koyun koyuna yattıkları şehitliklerde, temsil ettikleri coğrafyanın mutlaka ama mutlaka beraber hareket etmesi gerektiğinin en anlamlı mesajını da veriyorlar.
Geziciler Frankfurt'a...
Avrupa Merkez Bankası'nın 13 milyar dolara mal olan yeni merkez binasını protesto eden grupların gösterileri sebebiyle Frankfurt'un adeta savaş alanına döndüğü haberleri geliyor. Kendilerini Gezici olarak tanıtanların Frankfurt'a gitmelerinde fayda var o zaman. Göstericilere destek olmaları için değil, daha çok Alman polislerinin toplumsal olaylarda ne kadar kibar (!) olduğuna şahitlik etmeleri ve Türkiye'deki polislere demediklerini bırakmayan Alman medyasının olayları nasıl da objektif bir şekilde aktardığını (!) yakinen görmeleri için... Bu arada Frankfurt'taki olaylarla ilgili olarak, uluslararası haber ajanslarının da, Alman medyası gibi, sadece göstericilerin polis araçlarına yönelik eylemlerini servis ettiklerini bilmelerinde de fayda var...
Kürt meselesi; var mı, yok mu?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kürt meselesi yoktur" şeklindeki sözü, bazı çevreleri ayağa kaldırmış durumda. Durumu şöyle izah ediyor Sayın Cumhurbaşkanı: "Türkiye'nin Kürt sorunu yoktur. Türkiye'de her kesimden insan gibi Kürt kardeşlerimizin de sorunu vardı... Hala eksikler yok mu, var tabii. Her şey dört dörtlük mü ama bunlar her geçen gün eksiliyor." Cumhurbaşkanımız, 12 yılı aşkın bir zamandır sadece elini değil kendisini de 'taşın altına koyarak' sürdürdüğü çaba sonunda gelinen noktada 'Kürt meselesi yoktur' diyor. Böyle bir meselenin her zaman devam etmesini isteyenlerse ısrarla 'var' demeyi sürdürüyorlar, mesele bu kadar basit.
'Kısa' grup konuşması!..
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, hepi topu 4 dakika kadar süren Salı günkü grup konuşması 70'li yıllarda şahidi olduğum bir olayı hatırlattı.
Cuma namazı için gittiğimiz camide, izinde olan imamın yerine hutbeye çıkan müezzin, mutad duaları okuyup hutbeye sıra geldiğinde, "Ey cemaat..." demiş ve cemaate şöyle bir göz gezdirdikten sonra da sadece tek bir kelime daha söylemişti: "Kızmayın!" Alışıldık şekilde hutbenin devamını beklerken, müezzinin 'ela inne ahsenel kelam...' demesiyle hutbenin bittiğini anlamıştık. Evet, hutbe tek cümleden ibaretti: - Ey cemaat; kızmayın!...
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da, 4 dakika kadar süren Salı günkü grup toplantısını, aslında tek bir cümleye, yani HDP'nin Başkanlık Sistemi'ne karşı olduğunu söylemeye ayırmış. "Biz bir pazarlık hareketi, pazarlık partisi değiliz. AKP ile aramızda kirli bir pazarlık olmadı, asla olmayacak" diyerek başladığı sözlerini şöyle sürdürmüş Demirtaş: "Bugün grup toplantımızda konular çok fazla, konuşacağımız çok şey var.
Ama tek bir cümleyle ben bütün Türkiye'ye, bütün bu sorunların çözümünün anahtarını hatırlatmak ve bunun sözünü vermek istiyorum. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HDP var oldukça, HDP'liler bu topraklarda nefes aldığı müddetçe sen başkan olamayacaksın..." Demirtaş'ın hangi pazarlıktan bahsettiği, başkanlık sistemine geçilmemesinin nasıl olup da Türkiye'nin bütün sorunlarının çözümünün anahtarı olduğu ve asıl önemlisi Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın başkan olmasına hangi güçle, nasıl mani olabilecekleri konusu açıkta kalmış durumda...
Kısacası, hutbenin kısası makbul olabilir ama grup toplantısı konuşmalarının kısası pek de makbul sayılmaz..
(Not: Sadık Albayrak'ın Validesi Havva Albayrak'a Cenab-ı Hakk'tan rahmet; Sadık Ağabey'e ve Albayrak Ailesi'nin bütün fertlerine sabr-ı cemil niyaz ediyorum.)