Kürt kardeşliğinin barış dünyasında yeni sayfa açılmasını sağlayan bir heyecan içinde kutlandı. Çözüm süreci, içten ve dıştan kuşatılmasına karşın,1 yıl içinde kararmadı, bozulmadı.
Artık yeni bir Türkiye'ye yeni bir Ortadoğu ve geleceğe uyanırken,100 yıldır İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşliğe dayanan Türkler ve Kürtler Ortadoğu'nun iki stratejik gücü olarak kendi öz ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik beraberlikte yeni çıkışa hazırlanıyor. 'Türk-Kürt koalisyonuyla yeni Ortadoğu stratejisi' hayata geçiyor.
Avrasya'nın iki kadim halkı Türkler ve Kürtler, bu stratejileriyle, iki büyük kart açtılar. Bunlardan birincisi kangren haline getirilmiş Kürt meselesini çözmek, ikincisi; çözümle birlikte petrole/gaza dokunmaktır. İç ve dış dengeler açısından bu iki meselenin ne anlama geldiğini 'hakkınca' düşünürsek, Türkiye'nin 2013 Mart'ından 2014 Mart'ına kadar yaşadıklarını daha iyi anlar, gelecek için daha doğru kararlar verebiliriz. 2013 Haziran Gezi-Taksim eylemleri ve 17 Aralık küresel operasyonun kodlarına, Türk-Kürt kardeşliği açısından bakılmasında sonsuz faydalar olacaktır.
Yırtılan 'Sykes-Picot'
1 yılı arkasında bırakan çözüm süreci, Ortadoğu jeopolitiğini nasıl etkiliyor? Bu soruya verilecek cevaplar, büyük Türkiye yürüyüşünün geleceğini belirleyecek en büyük anahtar özelliğindedir. Kürt meselesinin çözümü ve petrol/gaza 100 yıl sonra tekrar dokunmakta olan Türkiye'nin 'önünde durulamaz' hale geleceği ortadadır.
Ortadoğu'da fiziki varlığı/adı hiç görülmeyen ama hep hissedilen Büyük Britanya'nın Türkiye'yi nasıl okuduğu önemlidir. Londra, yeni Türkiye'nin ve Başbakan Erdoğan'ın bölgesel denklemlere dokunan aklını, Osmanlı sonrası hayali kurulan Batı menşeli mimarinin sonu olarak görmektedir.
Sykes-Picot haritaları yırtılmaktadır.
Türkler'le Kürtler'in birlikte yaratacakları sinerji, 100 yıllık menfaatlerine sekte vurma özelliği göstermektedir.
Dünyayı şaşırtan rest
Geçen haftalarda, silah baronlarının bağımsız hareket eden lider Erdoğan'dan rahatsızlığına ilişkin eski FBI tercümanı Sibel Edmonds'ın yabancı basında ilginç değerlendirmeleri çıktı. Sibel hanım İran'dan Türkiye'ye gelmiş bir aileden, babası bir doktor. ABD'de okudu. Hassas görevlerde bulundu. FBI'daki yolsuzlukları ortaya çıkarınca işten atıldı.
Sibel Edmond anlatıyor: "ABD'de başkanlar birer semboldür.
Asıl önemli olan, sembolleri yönetmeye çalışan güç, CIA, ABD silah sanayidir.
CIA'nin yapmak istediği, söz konusu hangi ülke ise, onu kontrol altına almak, iç ve dış politikasını yönetmektir. Bu sistem senelerce düzgün çalıştı. Diledikleri kukla hükümeti getirmeyi ve uzun süre tutmayı başardılar. Başbakan Erdoğan, bağımsız hareket ediyor. 'Milyarlarca dolarlık silah alımlarını ABD ile değil, Çin'le yapacağım' dedi. Tüm dünya bu reste şaşırdı. ABD ve NATO'nun en üst düzey kurallarında sarsıntı yarattı. ABD silah sanayiinin morali bozuldu. Erdoğan AB yerine Şanghay Birliği'ne katılmak istediğini söyledi. Batı için 100 senedir kukla olan Türkiye, sahibine karşı isyana kalkmıştı.
Batı, zorla kurduğu kukla düzenini, kolay yıktırmazdı. İşte bunları yaptığınızda, sıkıntılara hazır olmanız lazım. Silah sanayi CIA'nin kollarını harekete geçirdi."
SONUÇ: Türkiye'yi yakından izleyen New York-Londra-Tel Aviv hattındaki küresel sermaye ve silah baronlarının, 17 Aralık operasyonuyla, Ankara'da 'dik ve bağımsız duruşlu Erdoğan ve Ortadoğu kılcallarına uzanan Türkiye'yi bertaraf etme stratejisi hala anlaşılmadı mı?' Aziz halkımız, hala anlamayanlara net açıklama için 30 Mart'ı sabırla beklemektedir.