CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Putin'e dikkat Avrasya'ya pürdikkat

Eklenme Tarihi 21 Kasım 2011
Kamuoyu araştırmaları, gelecek yıl Mart ayında gerçekleşecek Rusya Devlet Başkanlığı seçimlerinde Putin'in yarıştan galibiyetle ayrılacağını gösteriyor. Putin, böylece marttan sonra 6 yıllık dönemlerle toplam 12 yıl (2024'e kadar) yeniden Rus gemisinin kaptanı olacak.
Sovyetler Birliği'nin çöküşünü 'yirminci yüzyılın en büyük jeo-politik faciası' olarak niteleyen Putin'in, Rusya'yı dış dünyada daha güçlü, daha nüfuzlu kılmaya, nüfuz alanını daha çok genişletmeye bütün gayretiyle çalışacağı ortada.
Nitekim bunun ilk işaretini Avrasya Birliği'nin kurulmasını öneren önemli makalesiyle ortaya koymuş bulunuyor.
Putin, Rusya-Beyaz Rusya-Kazakistan arasında kurulan birliğin, Kırgızistan, Tacikistan'a, daha sonra Bağımsız Devletler Topluluğu'na kadar genişleyerek, "Avrasya Birliği'' haline dönüşmesinden söz ediyor.
Rusya'nın merkezinde yer alacağı bir yeni alan vizyonu çiziyor.
Bu alan da işaret ettiği gibi Avrupa'dan Pasifik'e uzanan geniş bir alanı kapsıyor.
Avrasya Birliği'nin Rusya'nın geleneksel nüfuz bölgelerine yeniden dönme çabası olduğu kolaylıkla söylenebilir.
Bu noktada, olup biteni daha iyi anlamak için Rusya'nın dış politikasının belkemiği olan "Avrasyacı düşüncenin" fikir babası, Rus lidere "strateji danışmanlığı" yapan, tanınmış akademisyen Dugin'in, 'Avrasya' ve 'Türkiye jeopolitiği'ne ilişkin analizlerine göz atmakta yarar var. Hafızamızı tazeleyelim.

DUGİN VE TÜRKİYE

Dugin'in öngörüleri: "Türkiye jeopolitiğinin temelinde Türk etnik kaynağının sadık eski yapısı vardır.
Devasa bir dünya imparatorluğunu (ki onun hayatî merkezini şu anki Türkiye muhafaza etmektedir) kuran Türklerin tarihî yükselişinin kökünde de bu faktör bulunmaktaydı.
Bu anlamda, çağdaş Türkiye'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunun kökleri saf Avrasyacılık tabanına inmektedir.
Tarihin çok eskilerine giden Avrasyacı kaynağını, Türkiye jeopolitiğinin mayası kabul etmek gerekir.
Türkiye jeopolitiğinde ikinci düzlem, Osmanlı jeopolitiğidir.
Burada başlangıçtaki Türk saikinin (sevkeden, sürükleyen sebep) temelinden değişimi ortaya çıkmakta, İslâm faktörü ve Türkler tarafından fethedilen toprakların girift etnik ve kültürel yapısı devreye girmektedir. Burada İslâmın tarihi jeopolitiği ile Akdeniz ve Ortadoğu'nun asırlara dayanan birleşik jeopolitik sisteminin ortak hayatı söz konusudur.
Osmanlı İmparatorluğu, tüm bu birleşik jeopolitik yapının tamamını Avrasyacı sert bozkırlıların denetimi altında toplamıştı. Bu bozkırlılar, imparatorluk kurucu enerjileri ve sade fakat sert askerî etikleri sayesinde bu çok çeşitli kitleyi tek bir jeopolitik sistemde eritip kaynaştırmayı başarmıştı.
Türkiye'nin jeopolitik tarihindeki üçüncü temel aşama, millî veya post-emperyal (imparatorluk sonrası) aşama olarak adlandırılabilir. Akdeniz'in uçsuz bucaksız mekânlarına fevkalâde yayılmadan sonra imparatorluğun idarî nüvesinin jeopolitik saiki, millî devlet boyutuna kadar geriledi.
Ancak, son yıllarda Türkiye'de "Avrupa Birliği için can atan, batıya tam boyun eğen" olarak kabul etmeye alışık dış gözlemcilerin hemen hemen hiç fark etmedikleri bir şekilde Türk elitinin genel ruh hali nitel (Ölçülemeyen, sayılamayan, miktarı tespit edilemeyen biçimde) olarak değişti.
Türkiye, kendisinin "Avrasyalı'' bir devlet olduğunu kavradı. Türkiye sadece bölgesel değil, daha geniş anlamda medeniyetler düzeyinde jeopolitik konumunu ciddi bir şekilde yeniden gözden geçiriyor.''

SONUÇ

Geleceğin vizyonu Avrasya'yı gösteriyor.
2024 yılına kadar Rusya'nın başında olacak Putin (Rusya) vizyonu ile Türkiye'nin 2023 vizyonu, Avrasya jeopolitiğinde siyasi, iktisadi, diplomatik mücadele ve müzakerelere işaret ediyor.
Türk cumhuriyetleri, Azerbaycan, Şam, Bağdat, İslamabad, Kerkük, Gazze, Bingazi, Makedonya-Bosna Hersek, topyekûn Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar yakın coğrafyamızdaki her olay, her gelişme, Büyük Türkiye'yi çok ilgilendiriyor.
Avrasya bölgesinde rolünü artırmaya çalışan Türkiye'nin "Avrasya Birliği" konusunu iyi takip etmesi mecburiyeti vardır.